SATÜRN-NEPTÜN KARESİ

 

Etkisini göstermeye başlamış olan Satürn-Neptün karesi 26 Kasım’da İkizler-Yay aksındaki bir Dolunay’ın ardından kesinleşecek. (Satürn 7 derece Yay’da, Neptün 7 derece Balık’ta) Yay burcunda Satürn, Merkür ve Güneş stelyumu olacak, Ay İkizler’de bunların karşısından geçerek, fokal gezegeni Neptün olan bir T-kare oluşturacak. Böylece 2016 yılının Eylül ayına kadar sürecek bu göksel hareket oldukça şenlikli başlayacak. (Neptün’ün Balık’taki anlamı için: http://www.barisilhan.com/#!neptun-balikta/cd9q  )

 

Satürn-Neptün Döngüsü

Satürn ile Neptün’ün döngüsü 36 yıl sürer. Şimdi içinde bulunduğumuz döngü 1989’da başlamıştı. Bu kare artık kapanma karesi, 2026’da yeni bir döngü başlayacak. Neptün 1846 yılında yine bir Satürn-Neptün döngüsü başlarken bulunmuştu. O yıllar Marxizmin doğduğu yıllar olduğu için Neptün komunizm ile ilişkilendirilir. Nitekim bir sonraki Satürn-Neptün kavuşumu Avrupa’da sosyalist partilerin, Rusya’da komunist partinin kuruluşuna (1882), bir sonraki de Rusya’da Ekim Devrimine (1917) denk gelmiştir. 1989’daki son kavuşumda ise Sovyetler Birliği dağılmıştır.

 

Türkiye açısından bu tarihlere baktığımızda, 1840’lı yıllarda Osmanlı’nın gücünü iyice yitirdiğini, Avrupalı devletlerin yarı sömürgesi haline geldiğini, Rusya karşısında ağır yenilgiler aldığını görüyoruz. Satürn-Neptün döngüsünü başllatan 1846’nın önemi ise Bedirhan Beyi isyanından geliyor. Bu isyan Osmanlı döneminin en önemli Kürt ayaklanmalarından biridir. Tanzimat’ın Diyarbakır ve çevresinde uygulanmasına Karşı Bir Tepki Hareketidir.

 

1882 kavuşumunun civarında Atatürk’ün doğumunu, Osmanlı Devletinin dış borç ve faizlerini ödeyememesi nedeniyle, bu borçları toplamak üzere alacaklı devletlerin Düyun-u Umumiye İdaresini kurmalarını, böylece Osmanlı’nın ekonomik bağımsızlığını yitirmesini, Fransızların Tunus’u, İngilizlerin Mısır’ı işgalini görüyoruz.

 

1917’de İngilizlerin Bağdat’ı almalarını, Kudüs, Mekke ve Kerkük’ün elden çıkışını görüyoruz. Bunu Osmanlı Devletini fiilen sona erdiren Mondros Mütarekesi izliyor. Bu dönemde Filistin, Suriye, Irak cephelerini savunmak üzere Almanlarla birlikte kurulan Yıldırım Ordu Grubu dikkat çekiyor. Bu ordunun komutanı bir Alman general, ancak Mondros’tan sonra bu komutan görevi Mustafa Kemal Paşa’ya bırakıyor. Daha sonra bu ordu lav ediliyor ve 1919’da vatan savunması için askeri müfettişlikler kuruluyor. Ve 1919’da Mustafa Kemal’i Samsun’da görüyoruz.

 

1936 Satürn-Neptün kavuşumunda Anayasa’ya laiklik ilkesi ilave edilmiş ve Atatürk İsmet İnönü yerine Celal Bayar’ı başbakan olarak atamıştır. Bu dönem Dersim isyanı ile dikkat çekiyor. Ayrıca Türkiye, Afganistan, İran ve Irak arasında Sadabat Paktı imzalanıyor. Bu anlaşmada taraflar birbirlerinin iç işlerine karışmayacaklarını, ortak çıkarlarını ilgilendiren konularda birbirlerine danışacaklarını, birbirlerine saldırmayacaklarını ve sınırların korunmasına saygı göstereceklerini taahüt etmişlerdir. Bu anlaşmanın asıl nedeni 7. madde gibi görünmektedir, çünkü bu maddede her ülke kendi içinde diğer ülkenin kurumlarını yıkmak, düzen ve güvenliği sarsmak veya politik rejimi bozmak amacıyla silahlı çeteler veya örgütlerin kurulmasını ve eyleme geçmelerini engellemeyi yükümlenmiştir. Bu madde özellikle Kürt aşiretleri sorunu ile ilgilidir.

 

Şimdiki döngüyü başlatan 1989’da Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde uygulanan türban serbestisini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etti. Bunun üzerine, İstanbul, Ankara, Bursa ve Adana'da protesto gösterileri yapıldı. Atatürkçü Düşünce Derneği Kuruldu. Bulgaristan'daki asimilasyon politikası sonucu Bulgaristan'daki Türklerin büyük çoğunluğu (400.000 kişi) zorunlu göçe tabi tutuldu. Turgut Özal Cumhurbaşkanı oldu.

 

Bu dönemin en dikkat çekici olaylarından birisi de Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği uygulamasıdır. Doğu ve Güneydoğu’da 13 il terörle mücadele amacıyla bu valilik kapsamına alındı ve beyaz toroslar, faili meçhuller, çatışmalar ile bugün sık sık basında duyduğumuz 90’lı yıllara mı dönüyoruz ifadelerine yol açan olaylar o dönemde yaşandı. Bir bakıma bugünkü sorunların temelleri o zaman atıldı.

1989’un ilgi çeken olaylarından biri de işçi sınıfının 1989 Bahar Eylemleridir. 12 Eylül darbesinin tahribatının ardından 1980’lerin ortalarından itibaren kıpırdamaya başlayan işçi sınıfı, 1989 Bahar Eylemleri ile tarih sahnesine çıktı. Bu direniş1990’ların ortalarına kadar yükselişini sürdürdü  (Satürn-Neptün karesi). Grevler, direnişler, fabrika işgalleri, yürüyüşler, mitingler, genel eylemler, iş bırakmalar, genel grevlergibi çeşitli  eylem biçimleri bu yıllara damgasını vurdu. 

 

Yine 1989’da Amerika’da George Bush başkan seçildi. Bush Suudi Arabistan’la dostluğu ve Ortadoğu’yu karıştırması ile ünlü bir başkan. Onun döneminde Amerikan askerleri Ortadoğu’dan hemen hiç çıkmadı. Bu dönem Körfez savaşı ile başladı. Daha sonra Irak savaşına, günümüzde de Suriye’deki iç savaşa kadar sürdü.

 

Bu kısa tarihe bir göz attığımızda gördüklerimiz arasında Kürt sorununu, Osmanlı’nın dağılmasını, Kurtuluş Savaşının tohumlarını, Ortadoğu’daki hareketliliği sayabiliriz. Nitekim bugün de benzer sorunlar sahneyi işgal etmiş durumda. 1989’da başlayan döngüye türban sorunu, askeri idarenin bitişi, Atatürkçü Düşünce Derneğinin kuruluşu, Amerika, işçiler ve OHAL damgasını vurmuş durumda. Bugün içinde bulunduğumuz atmosfer bize döngünün başarıyla yaşanmadığını gösteriyor. Gerek din konusu, gerek Kürt konusu, gerek Atatürk konusu, gerek işçi sorunları, gerekse göç konusu şiddetli sorunlar olarak görülüyor. Döngünün son karesini yaşarken perde yavaş yavaş başarısız bir sürecin üzerine kapanıyor. Son kare bir ağacın dalında asılı kalmış meyvelerin artık toprağa düşmesi ve ağacın kuruması mevsimine benzetilirse, bundan sonra kayıpların yaşanacağını ve yeni döngüye kadar önemli bir olumlu gelişmenin beklenemeyeceğini düşünebiliriz. Bunu nasıl düşünüyoruz? Çünkü eğer döngü doğru yaşansaydı, bugün başlangıçtaki OHAL, Jitem uygulamalarına benzer olaylar yaşanmazdı. Dersler alınmış olur, daha sağlıklı çözümler aranırdı. Türbanla başlayan din konusu İŞİD’e ya da el-Nusra’ya dönüşmezdi, vb. O koşulda son döngü eskinin yitip gitmesi olsa bile, daha huzurlu yaşanırdı. Yeni döngü 2026’da başlayacak.

 

Depremler-Uçak Kazaları

Satürn-Neptün döngüsü esnasında yaşanan diğer olaylara baktığımızda dikkati depremlerin ve uçak kazalarının ya da kaçırılmalarının çektiğini görüyoruz. Bunlar özellikle 2006-2007 yıllarında yoğunlaşmış durumda. Her ne kadar Neptün, yani Poseidon depremlerin tanrısıysa da tek başına Satürn-Neptün açısının depreme işaret ettiğini  düşünemeyiz. Ayrıca bu açının uçaklarla bir ilgisi yoktur. Nitekim o yıllara baktığımızda, Balık ve Yay burçlarına Uranüs, Mars (Balık) Pluto ve Jüpiter’in (Yay) bulunduğunu ve birbirlerine kare yaptıklarını ve Satürn-Neptün karşıtlığı ile birleştiklerini görüyoruz. 2015’te böyle bir birleşim yok, ancak 2016’da gökyüzünde Jüpiter-Pluto-Uranüs arasında etkileşimler olacak. Astrolojide deprem konusu başlı başına bir çalışma gerektirir, dolayısıyla bu konuda spekülasyon yapılması doğru değildir. Şimdilik bu konuda sadece şunu diyebiliriz: Her zaman deprem çantalarınızı hazır bulundurmanız, deprem esnasında ne yapacağınızı öğrenmeniz zorunludur.

 

Satürn-Neptün Karesi

Satürn-Neptün birleşimleri şu kavramlarla ilişkilendirilir: İdeallerin, hayallerin gerçekleştirilmesi. Güzel bir gelecek vizyonuyla ve umutla, artık boyun eğmeyenlerin protestoları. Yadsımayı bırakıp, gerçekleri görmek. Kurtuluş hareketleri. Bilinci engelleyen eski inançların, görüşlerin çözülmesi. Ütopik, gerçekçi olmayan planlar ve eylemler. İdeallerde hayal kırıklıkları. Karmaşa, kaos.

 

Neptün çözen eriten bir enerjiyi simgeler. Satürn ise sıkıştıran ve kristalize eden bir enerjiiyi. Bu nedenle bu ikisinin birleşimi ilginçtir. Bunlar dağılmış bir şeyin toparlanmasını, ya da çok katılaşmış bir şeyin dağılmasını gösterebilirler. Neptün merhameti, kabullenmeyi, oluruna bırakmayı, Satürn ise reddetmeyi, kısıtlamayı, çaba harcamayı temsil eder. İkisi uyumlu çalıştığında doğru zamanda çaba sarfetmek,  doğru zamanda bırakmak, bir şeyleri inşa etmek, sonra dağılmasına izin vermek, böylece gerçekliği akışkan bir şekilde yaşantılamak söz konusu olur. İkisi gerilimli olduğunda, bırakmak gerekirken baskı yapmak, yapılandırmak gerekirken dağılmak ya da kaçmak yaşantılanır. Kişi merhamet gösterip, oluruna bırakacağına, birliği idrak edip kabulleneceğine, bunları reddederek, kontrol etmeye, baskı kurmaya çalışır. Bundan karmaşa doğar. Baskı daha da artar.

 

Neptün vizyon (tahayyül, imgelem, ileriyi görme) demektir. Satürn idare etmek, yönetmek demektir. İkisinin uyumunda kişi vizyon sahibidir, bir ideali vardır ve bunu adım adım, gerçekçi ve merhametli bir şekilde idare edebilir, inşa edebilir. Ancak uyumsuzlukta hayal kırıklıkları, aldanmalar söz konusudur.  İdare ve yönetimde, bir tarafa aşırı anlayış gösterilirken, diğer tarafa baskı yapılır, Neptün’ün birlik ilkesi baskılanır. Mağdur edebiyatı ya da kurtarıcı rolü baskı için kullanılır. “Bizden değilsen” dışarıda kalırsın.

 

Satürn sınırlar, Neptün sınırsızlık ya da dağılma demektir. Satürn Neptün’e esnek sınırlar koyarak onun rehberliğini güçlendirir. Neptün Satürn’ün katı sınırlarını çözerek daha sağlıklı yapılanmasını sağlar. İkisi uyumsuz olduğunda sınırlar dağılır, sınır problemleri yaşanır. Baskı sınırları aşarak güçlenmeye çalışır. Sınırlar işlevsizleşir. Nitekim son birkaç yıldır artık Suriye-Irak sınırından söz edilemez oldu. Ya da Türkiye-Suriye sınırı göçmenler, İŞİD, Kürtler ve diğerleri açısından ciddi gündem konusu oldu.

 

Bir yıl boyunca deneyimleyeceğimiz Satürn-Neptün karesinde hızlı hareket eden Satürn Neptün’e yaklaştı. Dolayısıyla Neptün’ün merhametini, anlayışını, kabulleniciliğini veya karmaşasını yapılandırmayı talep ediyor. “Lafta olmaz, bunu şimdi yap” diyor. Buna örnek olarak son zamanlarda Putin’in Suriye’de Amerika’ya meydan okumasını gösterebiliriz. ‘İki yıldır oradasın, hala bir sonuç görmedik’ diyerek Suriye’ye müdahale etti ve ciddi adımlar atılması zorunlu hale geldi. Her köşede savaşıp duran dağınık kuvvetleri vuruyor. Suriye’de cepheler küçülüyor (Satürn), taraflar netleşiyor. Suriye’de çözüm için toplantılar yapılıyor. Bunlar kuvvetler dengesi gözetildiğinde olumlu gelişmeler, hiç değilse soruna çözüm bulmak acilleşti. (Bununla Rusya’nın merhametli bir girişimi olduğunu söylemek istemiyorum, sadece yaratılan atmosferin Satürn-Neptün ikilisinin karmaşa-yapılandırma prensibine işaret ettiğini açıklıyorum.) Öte yandan kare açı yanlış zamanda yanlış adımların atılması, gereksiz inatlarda ısrar edilmesi, baskı için yanlış yöntemler uygulanması dolayısıyla daha fazla baskı ve karmaşaya da işaret edebilir. Benzer prensipleri günlük yaşamımızda, kendi hayatımızda da gözlemleyebiliriz.

 

Bir yıl boyunca Satürn-Neptün birlikteliğinin simgelediği hayalleri gerçekleştirme gücünü, sorumlulukla kendini adama, kabullenip hayatın sunduğunu yapılandırma özelliğini, yardım sorumluluğunu, diğerkamlığı seferber etmekte yarar var. Buna rağmen, daha önce açıklandığı gibi bu döngü 2026 yılında bitecek. Herkesin birliğini sağlamaya yönelik hareketlerin o zaman başlaması büyük olasılık. O zamana kadar zorba yapılar ve iktidarlar (Satürn) yavaş yavaş yıkılacaklar. Ancak bu hemen olamayacak. Satürn’ün bulunduğu yerde uzun vadeli planlama, dikkatli adımlar, çaba ve zorluk, dar tünellerden geçmek söz konusudur. Neptün’ün bulunduğu yerde ise, geleceğe yönelik büyük bir umut ve birlik duygusu bulunur....

 

Barış İlhan

23.11.2015