SADECE VADEDİLEN OLUR

 

"Sadece vadedilen olur" öngürüyle ilgili astroloji kitaplarında sık rastlanan bir cümledir. Örneğin, şöyle denir, "güneş döngüsü (solar return) haritalarında o yıl Yengeç veya Terazi burcu yükseliyorsa, kişi evlenebilir, ancak bu eğer doğum haritası vadediyorsa olabilir." Yani bu durumda doğum haritasında kişinin evlenme potansiyellerine bakmak gerekir. Eğer doğum haritası evlilik vadetmiyorsa, kişi hangi transiti alırsa alsın, progresyonlar nereye ilerlerse ilerlesin, yıllık haritada ne yükselirse yükselsin, nerede Güneş ya da Ay tutulması olsun, kişi evlenemez. Bunun önceden "yazılı" olması gerekir. Zaten buna da yazgı denmiyor mu?

 

Eğer sadece vadedilen oluyorsa gökyüzündeki hareketlerin yorumlarında ya da aylık, yıllık burç yorumlarında yazılanlara tepki verirken bunu unutmamak gerekir. Gökyüzünde olup bitenler yeryüzünde zorlu durumlara işaret etseler dahi bu sizin başınıza gelmeyebilir. Aslında bunun örneklerine her gün şahit oluyoruz. Depremde aynı yatakta birisi ölüyor, öbürü kurtuluyor. Ekonomik krizde birisi batıyor, öbürü kıt kanaat olsa da krizi atlatıyor. Aynı apartmanda sırasıyla 5-6 daire soyuluyor, ama sizin daireye kimse girmiyor.

 

Aynı şey olumlu olaylarda da geçerli. Siz yıllarca ilişkiler konusunda çaba sarf ediyorsunuz, yine de yanında kendinizi iyi hissedeceğiniz birisiyle karşılaşamıyorsunuz. Ama herkese kaba davranan arkadaşınızın yanında bir sürü insan oluyor. Veya çalışıp çabalıyorsunuz, ama sizin yarınız kadar çalışan arkadaşınız müdür oluyor.

 

Bunların tümü yazgınızla ilgili. Dolayısıyla yazgınızın hiç değilse ana hatlarıyla kavranması önemli bir konu. Astrolojide bu, doğum haritasının doğru yorumlanması ile mümkün. Dolayısıyla, kişiye özgü doğum haritası yorumlanmadan kişinin başına neler geleceğini anlamak olası değil. Yine de çoğumuz gökyüzündeki hareketlerle ilgili, özellikle zorlu, yorumları okuduğumuzda korkmadan edemiyoruz. Bu bir bakıma ayrı ve farklı bireyler olduğumuzu kavrayamamaktan kaynaklanıyor. Araştırmalar insanların yaklaşık %70-75'inin kitle psikolojisiyle sosyalleşmekle meşgul olduğunu gösteriyor. Yani bu insanlar içinde yaşadıkları topluma, kabileye ya da aileye adapte olmak, onlar tarafından onaylanmak süreciyle uğraşıyorlar. Dolayısıyla kendilerini ayrı, farklı bireyler olarak görmekte zorlanıyorlar. Bu durumda bir Güneş Tutulması o toplum için zorlu durumlara işaret ettiğinde kitlesel olarak korkuyorlar.

 

İnsanların yaklaşık %20'si ise bireyleşmek sürecinde. Yani hangi açılardan farklı olduklarını ve bu farklılıklarını nasıl ifade edeceklerini bulmaya çalışıyorlar. Bu süreçte psikolojik farkındalık öne çıkıyor. Farklı olmanın sancıları yaşanıyor ve bunlar aşılıyor. Sonra sıra spiritüelleşmeye geliyor. Bu aşama kendini gerçekleştirmekle mümkün oluyor. Bunu da, yine araştırmalara göre, insanların yaklaşık %3-5'i yapabiliyor. Son iki aşamadaki insanlar genellemelerden uzak yaşıyorlar. Dolayısıyla bir Güneş Tutulması o toplum için zorlu durumlara işaret ettiğinde kitlesel olarak korkmuyorlar. Ancak olsa olsa insanlığın acısını hissedebiliyorlar. Bu durumda kendilerinin birey olarak ne yapabileceklerini düşünüyorlar. Aslında uzun uzun anlatılması gereken bu derin konuları kısaca tanıtmaktaki amacım, bir birey olduğunuzu kavrayabildiğinizde kitlesel kehanetlerden daha az korkabileceğinizi söylemek. Birey olduğunuzda genel olarak Koç'ların bu yıl neler yaşayacağınızla ilgilenmezsiniz, sizin, yani o özel "Koç"un doğasının ne olduğuna ve o doğada, yani o "Koç"un yaşamında şimdi hangi mevsimin yaşandığına odaklanırsınız. Bir bakıma kendi yazgınızı gerçekleştirmekle meşgul olursunuz.

 

Yazgımızı nasıl öğreneceğimize gelince... İşte o biraz zor. Bunu ancak aktif biçimde yaşarken, o da ancak kısmen, kavrayabiliyorsunuz. Kuşkusuz doğum haritası bununla ilgili bilgi veriyor. Ama bunu bir şehrin tüm sokaklarını gösteren detaylı bir haritadan ziyade, anayollarını gösteren bir haritaya benzetebiliriz. Bu eksiklik astrolojik sembolizmden kaynaklanmıyor, insanın zihninden kaynaklanıyor. Kişisel fikrimce aslında bir doğum haritası insanın yaşamını dakikası dakikasına açıklayabilir, ancak bunu biz insanlar yapamayız. Zihnimiz o kadar olasılığı bir arada kavrama, tablonun hem tüm detaylarını, hem de bütününü görme kapasitesine sahip değil. Sembolik dilin her türlü tezahürünü tahayyül edebilme yetimiz henüz yok. Kısıtlı hayat bilgimizle kendimizi engelliyoruz. İnsan zihinin yetersizliği aynı zamanda kişinin kendini tanımamasından kaynaklanıyor. Kadim çağlardan beri söylenen "Kendini Bil" cümlesinin bir hikmeti var. Kişi ancak kendini bildiği oranda yaşamın geri kalanını kavrayabiliyor. Her şeyi ancak kendi üzerinden anlayabiliyor. Kendini az tanıyorsa, diğerleri hakkındaki bilgileri de sığ oluyor. Sembolik dilin seçenekleri üç-beş olasılıkla sınırlı kalıyor. Örneğin Terazi burcunu sadece ilişkilerden ibaret sanıyor. Satürn'ün Terazi'deki transitini de evlilik ya da boşanmadan ibaret olarak düşünüyor. O halde doğum haritasında kişinin yazgısının yorumu da yorumlayanın kendini bilme oranıyla sınırlı kalıyor. Bunu sadece teknik bir çalışma olarak düşünmek yeterli değil. Doğum haritasından kişinin yazgısını okuyabilmek önce temel bilgileri, yani kapsamlı biçimde teknikleri, daha sonra da hayat bilgisini, doğa bilgisini ve kişinin kendisini bilmesini gerektiriyor.

 

Astrolojinin atalarının bunu nasıl yaptığına gelince, öncelikle onların dönemine gitmek ve kendimizi o koşullarda hayal etmek lazım. O zamanlarda ilk önceleri kralın doğum haritasına bakılıyor ve onun kaderi hakkında hüküm veriliyor. Daha sonra bu halk için de yapılır oluyor, ama ağırlıkla erkeklerin haritası bakılıyor. Bu nedenle 13. yüzyılda bile 7. evin "kadın"ı simgelediğine rastlıyoruz. Kralın, prensin, ya da şehzadenin hayatı hakkında hüküm vermeden önce ömrünün hesaplanması gerekiyor. Öyle ya, 2 yaşına ölecek birisi hakkında nasıl hüküm verebilirsin. Zaten ülkeyi yönetemeden ölüp gidecek. Eğer kişi yeteri kadar yaşayacaksa babasıyla, kardeşleriyle ilişkilerine, nasıl bir evlilik yapacağına, kadınlara düşkün olup olmadığına bakılıyor. Malum kadınlara düşkün birisi kolay baştan çıkar ve hatalar yapar. Ona güven olmaz. Sonra çocukları olacak mı, çocukları hayırlı olacak mı, yüksek mevkilere gelecekler mi, bunlar da önemli konular. Bu tür yorumlama krala en azından hangi çocuğuna tahtı devretmesi gerektiğine dair bilgi sunar. Tabii düşmanlarını mağlup edip etmeyeceği, diğer krallarla dost olup olmayacağı da önemli konular.

 

Eğer doğum haritası halktan birine aitse, o kişinin yüksek mevkilerdeki kişilere yakın olup olmayacağı, kendisinin yüksek bir mevkiye gelip gelmeyeceği, orada uzun süre kalıp kalmayacağı çok önemli konular. Bu açıdan kadınlar talihsiz, onların en önemli konuları yüksek mevkiden birisiyle evlenip evlenmeyecekleri, çocuk doğurup doğurmayacakları. Bu nedenlerle doğum haritası yorumunda yukarıdaki soruları yanıtlamak üzere çok sayıda teknik geliştirilmiş durumda. O dönemlerde bu tekniklerle yanıtları bulmak nisbeten kolay, çünkü seçenekler sınırlı. Doğduğun yerde kalma olasılığı yüksek, orada yapabileceğin işler, evlenebileceğin kişiler sınırlı, eğitim imkanları yok denecek kadar az. Üç aşağı beş yukarı nasıl bir hayat yaşayabileceğin bilgisine sahibiz ve böyle bir ortamda sana özgü yazgıyı görmeye çalışıyoruz. Yorumlamaya çalıştığımız her şey dış dünyadaki koşullarla ilgili. Dış dünyada ünlü olacak mısın, yaşlanınca çocuğun sana bakacak mı, dara düşsen kardeşin sana destek olacak mı? Geliştirilen yöntemlerle bu dışsal yazgıyı saptamak bir ölçüde kolay olabilir.

 

Günümüze gelince bu zorlaşıyor. Özetle insanın peşinde olduğu basit sorular bunlar olmakla birlikte seçenekler sonsuzlaşmış durumda. İnsanlar eskisine oranla daha fazla bireyleşmiş durumdalar. Artık bir kadının tek derdi evlenmek ya da çocuk doğurmak değil. Erkeklerin hepsi yüksek mevkilere çıkmaya ya da yüksek mevkidekilere yakın olmaya çalışmıyorlar. Belki sözü edilen %75 lik oran içindekiler için hâlâ ünlü birine yakın olmak ya da ünlü olmak önemlidir. Ama oldukça yüksek sayıdaki insan artık sadece dış dünyadaki başarıların peşinde değil. İçinde de huzur hissetmek istiyor. Bu arayış onu dış dünyanın simgelerini daha az önemsemeye yöneltiyor. İşte bu noktada astrolojinin sadece dış koşulları anlamak üzere geliştirilen bazı teknikleri eksik kalıyor. Kişi bilinçdışını ve onun dış dünyaya yansıtılması ile oluşturulan bir başka kaderin varlığını kavramaya başlıyor. Bu benim yazgım mı, yoksa bunu ben mi yarattım sorusu öne çıkıyor. Eğer ben yarattıysam bunu değiştirebilir miyim, nasıl değiştiririm ve asıl kaderimi nasıl kabul ederim, onunla nasıl uyumlu yaşayabilirim?

 

Kuşkusuz bunlar işleri daha karmaşık hale getiriyor ve doğum haritasının vadettikleri görmek zorlaşıyor. Çünkü doğum haritası sadece dış dünyada olacakları vadetmiyor. Vadettikleri arasında psikolojik ve ruhsal gelişimimiz de var. Bu durumda artık haritadan hüküm verecek kişinin hem dış dünyayı, hem de iç dünyayı iyi tanıyor olması gerekiyor. Ancak o zaman haritanın vadettiklerini idrak edebiliriz. Baştaki örneğe dönecek olursak, haritanın evlilik vadedip etmediğini görmek yeterli değil. Eğer etmiyorsa, niçin etmediğini de anlayıp anlatabilmeliyiz.

 

Aslında belki de eskiden beri kişiye hem dış, hem de iç koşullarını anlatabilir olmalıydık, çünkü bilinçdışı kavramı insanlık tarihinde yeni olmakla birlikte kişinin insani zaaflarıyla kendi yazgısının tersine bir kader yarattığı ve onunla kendi cehennemini oluşturduğu kavramı yeni bir şey değil.

 

Hz. Ali'nin dizeleri bunu çok güzel anlatıyor:

 

   İlacın sendedir de bilmezsin,
   Derdin de sendendir fakat görmezsin.
   Sanırsın ki sen sade küçük bir cisimsin
   Halbuki sende dürülmüş en büyük âlem.

(c)Barış İlhan

16 Aralık 2010

© 2018 by Barış İlhan. Proudly created with Wix.com