YA İSTİKLAL YA ÖLÜM !

Barış İlhan  -22.2.2004 Radikal 2'de yayınlandı

 

2003 yılında Irak’a asker göndermeye “hayır” dediğimiz sırada Uranüs Balık burcuna girmiş, sonra geri dönmüştü. 2004 Ocak’ından itibaren Uranüs Balık burcuna tamamen yerleşti. Bu, özellikle tüm dünyayı ve nesilleri ilgilendiren gökyüzü hareketlerinden birisi ve 2011 yılına kadar sürecek. O zamana kadar Uranüs Neptün'ün burcunda, Neptün de Uranüs'ün burcunda hareket edecek. Yani Uranüs ve Neptün, Kova ve Balık burcu enerjileri içiçe geçmiş durumda. Bu hafta 20 Şubat’ta Balık burcundaki Yeniay tam Uranüs’ün üzerinde gerçekleşti ve onu tetikledi. Şimdi bu enerjileri kişisel ve ülkesel boyutta bilinçsiz de olsa taa iliklerimizde hissediyoruz.

 

Uranüs 1871’de Fransız Devrimi esnasında bulunmuş olan bir gezegendir. Dolayısıyla bu devrimin ilkelerini -eşitlik, özgürlük ve kardeşliği- temsil eder ve devrimlerin, sosyal değişimlerin ve reformların gezegeni olarak bilinir. Uranüs deyince astronomik olarak kendi ekseni etrafında dönmeyen, yuvarlanan bir gezegen akla gelir. Güneş sisteminde dünya için kuzey neyse, diğer gezegenler için de kuzey odur, ancak Uranüs’ün kuzeyi farklıdır, onun kuzeyi bizim kuzeyimize neredeyse diktir. Bu anlatıma paralel olarak, astrolojide Uranüs bilinenin dışındaki aykırı şeyleri temsil eder. Uzayda bile kendi ritmine göre hareket eden bu gezegen bizim için kendine özgü yönlerini, farklılığını özgürce ifade etmek demektir. Bunun dışında Uranüs elektriği, şaşırtıcı ve öngörülemez biçimde gelen şeyleri simgeler. Aniden beynimizde bir “ampül yanması” Uranüs’tür. Ve Uranüs Güneş’in etrafındaki dönüşünü 84 yılda tamamlar. Bu da Uranüs’ün simgelediği konular için, bir ömrü gösterir. Bir dönem kapanır, yenisi açılır. Uranüs döngüsünde ömrünüzü ya boyun eğme ve/veya acayipleşme ya da özgürleşme yolunda tamamlarsınız ve hayatınıza ya bir esir ya da özgür bir birey olarak devam edersiniz.

 

URANÜS VE TÜRKİYE

Bunlar her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının sürekli aklında tutması gereken bilgilerdir, çünkü Uranüs Türkiye’nin doğum haritasında çok önemlidir. Hiç kimsenin zaferle sonuçlanacağını tahmin etmediği (Uranüs) bir Kurtuluş (Balık) Savaşından sonra kurulmuş ve derhal, peşpeşe radikal devrimleri (Uranüs) uygulamaya koymuş olan Türkiye’nin haritasındaki Uranüs, uluslararası platformda, bu ülkenin dünyadaki rolünü tanımlamaktadır. Buna göre, eğer gökyüzünde ülkelere görev dağıtan bir mekanizmanın bulunduğunu hayal edersek, Türkiye’ye verilen görev dünyaya eşitlik, kardeşlik ve özgürlük konularında model teşkil edecek şekilde davranmaktır. Bunun dışında Uranüs Türkiye için sinema, müzik, spor, yüksek öğrenim, iktidar, yasalar, mahkemeler, inanç ve dini kurumlar demektir.

 

Uranüs son defa 1919’un Nisan-Ağustos aylarında ve Ocak 1920-Mart 1927 arasında Balık burcundaydı. Bu yılların Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu için ne kadar önemli olduğunu bir hatırlayın. 1919'da Uranüs'ün Balık burcuna girişi Atatürk'ün Samsun'a ayak basışına denk geliyor. Sonra Mondoros Mutarekesi, Sevr Anlaşması, Kurtuluş Savaşı, 1926'da Musul'un bırakılışı... Bu öyküyü hepiniz biliyorsunuz. Hayat döngülerden ibaret.

 

O tarihlerde Uranüs adlı bu şaşırtıcı gezegen Türkiye için İstiklal Savaşı’nı tetiklemişti. Şimdi döngüler geri dönüyor, benzer şartlar Türkiye için yeniden devreye giriyor. Yani bir bakıma ikinci bir Kurtuluş Savaşı sürecine girmiş bulunuyoruz. Cumhuriyet’ten bu yana 81 yıl geçtiğini düşünürsek Uranüs döngüsüne (84 yıl) fazla zaman kalmadı. Ne yazık ki henüz “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” temalarına çok yakın değiliz, dünyadaki rolümüz daha ziyade baba-çocuk ilişkisine benziyor. Harçlığı veren babanın çocuğu pozisyonundayız. Ayrıca kendi içimizde de savaşıp duruyor, herkesin eşitliğini ve özgürlüğünü gözetmiyoruz.

 

Şimdi ki döngüde Uranüs’ün serüveni aslında 1995’lerden beri Susurluk’la başlıyor. Bir kaza aniden (Uranüs) birçok şeyi açığa çıkardı. Sonra “Aydınlık için Bir Dakika Karanlık” eylemi yapıldı. Elektrikler (Uranüs) bir dakikalığına söndürüldü. Bir bakıma bilinçsiz de olsa bu sembolizmi kullanmaya başladık. Aslında 3 Kasım 2002’de amblemi “Ampul” olan bir partinin iktidara gelmesi de sembolik bir anlam taşıyor. Sonra hiç beklenmedik zamanlarda gelen futbolda dünya üçüncülüğü, filmlerin uluslararası festivallerde aldıkları ödüller, Eurovizyon birinciliği, atlezim başarıları Uranüs’ün kıpır kıpır hareket ettiğini gösteriyor. Bu gezegenin şaşırtıcı özelliğini Irak savaşında da yaşadık. Hiç beklenmedik bir anda Irak’a asker gönderme teklifine “hayır” denildi. 1919’da da Amerikan mandasına hayır denmişti. 40 yıldır çözülemeyen Kıbrıs konusunun çözümü ve Avrupa Birliği de Uranüs’ün hareketine denk geliyor. Tarihimizde ilk olarak Balık burcundan bir başbakana sahibiz. Uranüs’ün bu hareketi Tayyip Erdoğan’ı da etkiliyor. Onun kişisel özgürleşme serüveniyle Türkiye’nin özgürleşme serüveni çakışıyor. Ve iktidar da bile Uranüs- Balık sembolizmini görüyoruz.

 

Astrolojiye gore Uranüs’ün Balık burcuna girişi ikinci bir kurtuluş savaşı teorisini doğruluyor, çünkü Balık kurtuluş ve kaos demektir. Dünyada kurtuluş seni hapseden bütün şeylerden kurtulma, geçmişinden özgürleşme, geçmişinin hortlaklarından kurtulma anlamına da geliyor. Türkiye Cumhuriyeti bir devrim (Uranüs) sonucunda kurulduğu için, devrim koşulları gereği biz köklerimizle bağımızı kesmiştik. Bir dönem yok sayılan dini kesim şimdi iktidarda, Yani o dönemde bastırılmış olan temalar tekrar canlandı. Türkiye bir yerde bir yüzü, bir başka yerde öteki yüzü yaşanmakta olan bir ülke gibi, bu farklı yüzler bütünleşmiş, normal bir hayata sağlıklı bir şekilde entegre edilmiş değil. Bu bütünleşme olmadıkça özgürlük de olmuyor. Oysa Uranüs Balık’ta bu bütünleşmeyi şart koşuyor. Ve şimdi bize gerçekten kurtulma olanağı sunuyor, eğer bunu yapamazsak Balık’ın diğer yüzü olan kaos içinde de kaybolabiliriz. İşte bu nedenle de kurtuluş savaşı hassasiyetinde yürünmesi gereken bir dönemden geçiyoruz. Bu mücadele dünya ile aramızda olduğu kadar, kendi içimizde düşmanca fikirler arasında da yaşanıyor. Ancak Balık’ın bölen ve savaştıran bir prensibi temsil etmediğini, birliği ve kabullenmeyi simgelediğini unutmamalıyız. Dünyaya kendi farklılığımızı göstermek, kuzeyimizin herkesin kuzeyinden farklı olduğunu göstermek ancak bu birliktelikle gerçekleşebilir. İçinde tüm bireylerin kendi kuzeylerini dayatmaya çalıştıkları bir gezegenin ortak bir kuzeyi bile olamaz.