SATÜRN İKİZLER'DE  

Barış İlhan, 2003

Bu son derece teknik gibi görünen iki sözcük aslında günlük yaşantımızda o kadar sıradan ki...

Son bir yılımız bu konuda bizi olgunlaşmaya çağıran deneyimlerle dolu, ancak bu deneyimlerin üstü ekonomik kriz, savaş gibi daha önemli görünen olaylarla örtülü olduğu için, belki de konunun özünü kaçırıp gidiyoruz.

Satürn kimilerine göre ölüm, kimilerine göre şeytan, kimilerine göre eli sopalı bir başöğretmendir. Bazılarımız onu bizim canımıza okuyan sistem, bizi yöneten hükümet, işyerindeki müdürümüz, annemiz, babamız veya bize suçluluk hissetiren sevgilimiz gibi görürüz. Bizi kısıtlayan, bizi bunaltan hep odur. Bu görüşe göre, bu halkalı gezegen halkalarıyla bizi kıpırdayamayacak kadar kısıtlamadan önce, Satürn'den mutlaka kaçmak gerekir.

Bir zamanlar Doğu'da bir ülkenin padişahı Satürn'ün yaklaşmakta olduğunu duymuş, "İyisi mi ben gidip bir yerlere saklanayım. Beni görmeden geçip gitsin" diye düşünmüş ve saklanmış. Satürn gelmiş, geçmiş. Ülkenin sınırlarından çıktığında Padişah saklandığı yerden çıkarak arkasından koşmuş. "Gördün mü, senden nasıl kurtuldum" demiş. Satürn şöyle bir bakmış ve yanıtlamış: "Seni o su aygırlarının arasında çamura bulanmış bir şekilde gördüm. Zaten o kadar kötü durumdaydın ki, ilişmeme gerek yok diye düşündüm."

Satürn'ü böyle dışarıda bir yerlerdeki "sorun kaynağı" gibi gördüğümüz sürece tabii ki hepimiz ondan, yani sorundan, kaçmak isteriz. Ancak bakış açımızı azıcık değiştirip bu sorun kaynağının içimizde olduğunu düşündüğümüzde herşey değişir. Gerçi kaçma eylemi değişmez. Bu sefer de kendimizden kaçmaya çalışırız. Kendimizde kaçmaya çalıştığımız şey yetersizlik duygumuz, bir hedefe odaklanamama ve adım adım ilerleyememe duygumuz, kendimizi gerçekleştirememe duygumuzdur. Satürn neredeyse orada kendimizi başarısız, yetersiz hissederiz ve korkarız. Sonra bu korkuyu saplantılı biçimde bastırmaya çalışırız.

Satürn sağlıklı merakı, iletişimi, bilgi toplamayı ve bu bilgiyi dağıtmayı temsil eden İkizler burcunda bulunduğunda korku nedeniyle önce tüm bunları bastırırız. Sonra bu konularda çok iyi olduğumuzu göstermeye çabalarız. Sonra da tüm çabaların beyhude olduğu gerçeği ile sarsılır, kendimize gelir ve konunun özünü kavramaya başlarız. Bundan sonraki aşama ise aslında bu konuda çok iyi olduğumuzu, ama kendi tarzımızda iyi olduğumuzu, farketme aşamasıdır.

Satürn'ü İkizler'in evinde duran birisi olarak "Satürn İkizler"de duygusunu anlatırken tüm bu aşamaları adım adım açıklamaya çalışacağım. Herşeyden önce bu yaşamda iletişim, bilgi ve mantık konularında deneyimler yaşama arzusuyla dünyaya geldiğinizi düşünün. Yani kendinizi gerçekleştirme alanlarınızdan birisi bu. Çeşitli koşullanmalar (Satürn) nedeniyle bunun çok önemli olduğunu hissediyorsunuz. İçinizde bir ses bu alanda, yani bilgi ve iletişim konusunda iyi olmadığınızı fısıldıyor. Yakın çevrenizdeki kişileri bu açıdan inceliyorsunuz ve her konuda söyleyecek sözü olan, kendini dinleten insanları yüceltiyorsunuz. Sizin de onlar gibi olmanız gerektiğine inanıyorsunuz. Ama ne yazık ki öyle değilsiniz. Daha çook okumanız, bir sürü bilgi toplamanız, herşeyi mantığa uyarlamanız gerekiyor. Hemen bu işe girişiyorsunuz. Yüzlerce kitap, dergi okumaya, bilgi toplamaya çalışıyorsunuz (çalışıyorsunuz, çünkü hepsini okuyamazsınız, ancak göz gezdirirsiniz, Satürn kendinizi dağıtmanıza, o kadar yayılmanıza izin vermez), ama ne yazık ki içinizdeki ses hala yetersiz olduğunuzu söylüyor. Bu kadar yatırım yaptığınız konuda içinizde daha çok korku hissediyorsunuz. Öyle ki okumadığınız bir kitaptan bahsedildiğinde ödünüz patlıyor, çok iyi bildiğinizi düşündüğünüz bir konuda bir başkası daha bilgili çıktığında kendinizi rezil olmuş gibi hissediyorsunuz. (Bu öykünün bir başka versiyonunda mahallede olup biteni bilmediğinizde, her gün telefon başında onun bunun ne yaptığını öğrenmediğinizde de diyebiliriz. Önemli olan bilgili olmak; ister entelektüel bilgi olsun, isterse dedikodu olsun.) Bu durumda açığı kapatmak, bilginizi ispat etmek zorunlu hale geliyor. Üzerinize yerleştirdiğiniz en değerli tabeleya (Satürn), yani "Herşeyi bilir" tabelasına sıkı sıkı sarılıyorsunuz. Sarılacağınız ikinci tabela da, "O kadar bildiğim halde kendimi gösteremiyorum" veya "Kimse beni anlamıyor" tabelasıdır.

Ancak siz bunu abarttıkça İkizler'in sağlıklı merakı, iletişim uzmanlığı, bilgi alış-verişi doyurulmamış oluyor. Çünkü aslında siz ne kadar çok bildiğinizi ve en iyiyi bildiğinizi ispatlamaya çalışırken, gerçekten öğrenmeyi, bir kitabı baştan sonra okumayı, dikkatle dinlemeyi, bir yandan öğretirken bir yandan öğrenmeyi unutuyorsunuz. Ve hemen İkizler'in gölgesi devreye giriyor. İkizler'in alanında ne kadar yeterli olduğunuzu çok konuşarak, hep siz anlatarak göstermeye çalışıyorsunuz. Oradan buradan öğrendiğiniz, kendi yaşantınızda deneyimlemediğiniz bilgileri en nihai doğru gibi aktarmaya başlıyorsunuz. (İkizler'in bir tercüman ve taklitçi olduğunu unutmayın.) Bu arada İkizler'in en iyi olduğu konulardan birisi de "small talk" veya gevezelik olduğu için bu konuda da ne kadar iyi olduğunuzu göstermeniz gerekiyor. O ciddi, ağırbaşlı, bir hedefe odaklanmış olan Satürn'ü her köşede gevezelik ederken düşünebiliyor musunuz? Kendisini en güvensiz hissedeceği alan burası olsa gerek.

Aslında ilgilendiği az sayıda alanda derinlemesine bilgi sahibi olmayı amaçlayan, araştırmaya, analize, organizasyona, planlamaya ve mantıklı, düzenli bir şekilde düşünmeye ve algılamaya yönelik olan Satürn'ün İkizler burcunda yanlış kullanıldığında ne tür bir maskaraya dönebileceğini hayal edebiliyor musunuz? Bir yandan ağırbaşlı, bilgili bir öğretmen, diğer yandan ıvır zıvır konularda çok meraklıymış ve bilgiliymiş gibi konuşan bir çocuk. Bu ikisi arasında bir denge kurmak gerekiyor.

Bu dengeye giden yol bilmekten vazgeçmeyi gerektiriyor. Unutmayın çocuk hep "Bu ne?" diye sorar. Bu nedenle "Herşeyi bilir" tabelasını şu tabelalarla değiştirmek gerekiyor: "Herşeyi bilmek zorunda değilsin." "İlgilendiğin konu her ne ise, onu iyi bilmek için oku, düşün, konuş, öğren ve bunları yaşam deneyimine kat." "Öğrenmek için soru sor, dinle."

Tartışmaların en önemli nedenlerinden birisi doğruyu bildiğini ispat etmekse, diğeri de anlaşılmadığını düşünmektir. Kendini anlatamadığını zannederken peşpeşe cümleler sıralanır. Karşındaki insanın yaklaşımını, bakış açısını dikkate alarak, onun frekansında iletişim kurmaya, onu ikna etmeye çalışırsın. Ve o arena senin arenan olmadığı için daha çok anlaşılamadığın duygusuyla kala kalırsın. Bu da daha fazla konuşmaya neden olur. Bu sefer bir başka perspektiften yaklaşmaya başlarsın. Oysa Satürn o kadar konuşmayı sevmez. Sadece konunun özünü ifade etmek ister. Bu durumda da konunun özünü görebilmek gerekir. Eğer yanlış uygulamalarda Satürn'ü dağıtmazsanız, o bir konunun özünü görme uzmanıdır.

İkizler'in gölge yönlerinden birisi de karşıdakinin ne düşündüğünü, bir sonraki cümlede ne söyleyeceğini, yani leb demeden leblebiyi tahmin etmektir. Bu karmaşa içinde karşıdaki insanı dinlemek es geçilir. Onun ne diyeceğini bilmek duruma egemen olur. Bu noktada İkizler'in olumlu özelliğini, yani sağlıklı merakını devreye sokmak zorunludur. Karşıdaki insanın ne söyleceğini merak etmeye ne dersiniz? Belki sizi şaşırtabilir. O güne kadar hiç duymadığınız, bilmediğiniz bir şey söyleyebilir.

Peki aynı şeyi kendinize uygulamaya ne dersiniz?

Kendi hakkınızda herşeyi bildiğinizi düşünüyorsunuz. Siz şöyle şöyle, şunları bilen, şunları isteyen, şu durumda şunları yapan birisiniz. Size şu yapıldığında, şöyle tepki verirsiniz. Şunu istemezsiniz, bunu istersiniz.

Ne kadar belirli değil mi? Hiç kuşku yok. Hiç merak yok. Oysa İkizler merakı sever. İkizler'i mutlu etmek için kendi hakkınızda bildiğiniz herşeyi unutmaya ve her sabah kendinizi tanımaya yeniden başlamaya ne dersiniz? Belki çok şaşırabilirsiniz. Kendi hakkınızda o güne kadar hiç bilmediğiniz şeyleri öğrenebilirsiniz. Bunun için önce kendinizi dinlemeyi öğrenmeniz gerekiyor. Sonra bunu sevdiklerinize uygulamaya başlayabilirsiniz. "Sen zaten hep böyle yaparsın." "Ben şunları söylediğimde sinirlendin, onun için bana şimdi bunları yapıyorsun." "Şimdi ben sana şunu desem, beni yanlış anlarsın." gibi bilmiş cümleleri hayatınızda kaldırabilirsiniz. Tanımak, öğrenmek, anlamak için soru sormaya başlayabilirsiniz. Kendinizi, çevrenizdeki insanları, dünyayı nasıl tek yanlı algıladığınızı görüp bu dar görüşlülükten sıyrılabilirsiniz. Kendinizi anlatmakla uğraşırken çevrenizdekileri nasıl kaçırdığınızı, aslında onları fazla tanımadığınızı fark edebilirsiniz. Bunun ne büyük bir özgürlük olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Ya bunu yapmadığınızda Satürn'ün size neler yapabileceğini hayal ediyor musunuz? Ciddi ve gerçek bir merak duygusu geliştirmediğinizde içinizdeki Satürn belki size küsecek, bezginleşecektir. Belki bizim depresyon dediğimiz şey içimizdeki Satürn'ün küskünleşmesi, aksileşmesidir. "Zaten beni kimse anlamıyor" diye bir köşeye çekilmesidir. Siz içinizdeki Satürn'ü anlamadıkça sizi kim anlayabilir ki.

Bu küskün Satürn'ü içinizde dönüşümü temsil eden Pluto'nun gidip gelip dürttüğünü düşünün. "Hadi Satürn kalk bu durumu değiştirelim" diyor. Satürn öfkeleniyor, sizden umudunu kesmiş, çünkü siz hala onu dinleyeceğinize, dışarıda kendinizi ispat etmekle meşgulsünüz. İçinizdeki bilgiden, asıl inandığınız şeylerden iyice uzaklaşmışsınız. Hala herşeyi iyi bildiğinizi düşünerek yaşıyorsunuz. Hiç kuşku duymuyorsunuz. Hergün hep aynı şey.... Sonunda Satürn dayanamıyor patlıyor. Aslında patlayan sizin kendinizi gerçekleştirme arzunuz, ama siz onu dışarıdan size dayatılan bir sorun gibi görüyorsunuz. Ve sizin kendinizi gerçekleştirme yolunuz kendi hakkınızda bildiğiniz herşeyi unutup, kendinize hayret etmeye başlamanızdan geçiyor. Bu hayret duygusuyla yeni ufuklara doğru açılmanızdan geçiyor.

Hadi gelin hazır Satürn henüz İkizler burcundayken şu bilmekten vazgeçme, kendimizi ve hayatı dinleme ve soru sormaya başlama işlerine başlayalım. İçimizdeki Satürn ve Pluto bizi öldürmeye karar vermiş olamaz öyle değil mi? Peki biz niye onları öldürmeye çalışalım? Onlar da bizim bir parçamız değil mi?

Barış İlhan