MARION'un HUZURU
Barış İlhan -Zodiac dergisi Şubat 2006 

 

Kudüs’te seksen beş yaşında bir arkadaşım var. Adı Marion. Kendisiyle onbeş yıl önce ben henüz şehir plancısı olarak çalışıyorken tanışmıştık. Yetmişinci yaşını kutlamak üzere küçük bir dünya turuna çıkmıştı ve o akşam bir arkadaşıyla turist rehberinden buldukları Yakup’ta yemek yerken, her taraf dolu olduğu için biz onların masasına oturmak zorunda kalmıştık. O gün bugündür temasımız hiç kesilmedi. Aradaki zamanda ben şehir plancılığını bıraktım, astrolog olarak çalışmaya başladım. Bütün gelişmeleri yakından takip etti. Son olarak iki yıl önce İstanbul’a ziyarete geldiğinde benden oğlunun doğum haritasını yorumlamamı istedi.

 

İsviçre’de yaşayan ve o yıl elli altı yaşında olan oğlu ile çok mesafeli bir ilişkileri vardı. Oğlu onu pek aramıyor, aradığı zaman da sinirlenerek konuşmayı kısa kesiyordu. Daha önce evlenip ayrılmıştı. Marion İsviçre’ye gittiğinde genellikle eski gelininin evinde kalıyordu. Oğlu büyük bir firmada üst düzey yönetici olarak çalışırken, birdenbire işi bırakmıştı ve Marion oğlu için endişeleniyordu. Anladığım kadarıyla eski geliniyle bir araya geldiklerinde bu adamın tamamen yolundan çıktığını konuşuyorlardı. Öyle ya, bu kadar düzgün bir işten ayrılmak için insanın aklını kaçırması gerekirdi.

 

Oğlunun haritasını yorumladım ve doldurduğum kaseti, bir daha benimle hiç görüşmeme ihtimaline rağmen, Marion’a yolladım. Beni bir daha aramayabileceğini düşünüyordum, çünkü oğlunun haritasını yorumlarken ister istemez anne figüründen bahsetmek zorunda kalmıştım ve bu bahis esnasında doğal olarak bir annenin duymaktan hoşlanmayacağı şeyler de söylemiştim.

 

Marion’un Güneş’i toplumsal statüyü ve topluma katkıda bulunabileceğimiz mesleği gösteren onuncu evde bulunuyordu. Dolayısıyla onun için toplumun hiyerarşik yapısı içinde en üstlerde olmak, bir yönetici rolü oynamak önemliydi. Ayrıca onun için en önemli toplumsal rol ona göre önemli olan roldü. Bunun dışında Marion’un Yükselen burcu Aslan’dı. Hayata yaklaşımı kişisellik ile renklenmişti. Kendisi için önemli olanlarla uğraşırken, etraftakilerin isteklerini görememe ihtimali vardı. Aslında çok sıcak ve cömert olan yapısı kendi ateşi ile çevresindekileri yakıp kavurabilirdi ve herkesin onun kişisel olarak önemsedikleri ile meşgul olmalarını talep edebilirdi. Onunla beraber olmak isteyenler için en kolay yol belki de onun toplumsal projelerinde, yine onun yönetimi altına girip çalışmaktı. Veya yine ona göre önemli projelerde onu gururlandıracak şeyler yapmaktı.

 

Marion’un oğlu bir Terazi burcuydu ve Yükselen’i Başak’tı. Terazi’si ile hemen uyum sağlayabilir ve kendi isteklerini gözardı edebilirdi. Ayrıca Terazi’nin sosyal trendleri izleme arzusu nedeniyle o sırada toplumda geçerli olan işlere doğru yönelebilirdi. Yükselen Başak’la o da insanlara yararlı ve çalışkan birisi olmak istiyordu. Ama kendi başına biraz ürkek olabilir, kendini yeterli görmeyebilirdi. Üstüne üstlük Ay’ı Aslan’daydı, yani içgüdüsel olarak toplumda dikkat çekmek, saygı görmek istiyordu. Bütün bu özelliklerle yaşamının ilk yarısında statü olarak yükselmeye, toplumda parlamaya yönelmişti. Ancak bu ona mutluluk getirmeyecekti, çünkü kalbi (Aslan’daki Ay) kendi ülkülerini izlemeyi ve hiyerarşide yükselmek yerine insanlığı ileri götürecek projeleri gerçekleştirmeyi temsil eden onbirinci evdeydi. Burada bulunan diğer gezegenlerle birlikte aslında toplumun bilinen modellerine isyan etmek ve kendine özgü projelerini yaratmak istiyordu. Tabii bu isyana annesi de dahildi, çünkü Aslan’daki Ay’ıyla annesini egoist, sadece kendi istekleri ile meşgul birisi olarak algılamıştı. Bu anne oğluna hiç dikkatli bakmamış, onun tam olarak nasıl birisi olduğunu görmemişti. Sadece onun istediği gibi olduğunda onunla gururlanacak bir anneydi. Haritasında Ay’ının yanında duran öfkeyi temsil eden gezegen Mars sayesinde anne öfkelenilecek bir insan olmuştu. Akrep burcundaki Merkür’ü (düşünceler) ile Aslan burcundaki Ay’ı (anne) gerilimli bir açı yapıyordu. Yani annesi ile ciddi düşünce farklılıkları ve iletişim sorunları vardı. Akrep gizlilikten yana olduğu için düşüncelerini kendisine saklıyor, içinde kötücül düşünceler çürütüyordu. Annesi ile eski karısının onu kontrol etmeye çalıştıklarını, ona tuzaklar kurduklarını düşünüyordu. O da karşılık olarak onları diliyle yaralayıp öldürmeye çalışıyordu.

 

Şimdi hayatının bu döneminde artık bu düzeni yıkmak, kendi ülkülerini izlemek, moda akımları, statü sevdalarını bir yana bırakıp, kendisini insanlığı ileri götürecek projelere adamak istiyordu ve bu amaçla işinden istifa etmiş, kendini gerçekleştirmeye başlamıştı. Doğal olarak bu girişimler herkesi şaşırtmıştı.

 

Kısaca özetlediğim bu yorumu Marion’a gönderdikten sonra, ondan hiç bir yanıt almadım. İki yıl içinde birkaç kere telefonda konuştuk, ama bu yorumdan hiç bahsetmedi. Geçenlerde yılbaşı vesilesi ile konuşurken bana “Biliyor musun, oğlum tam olarak senin anlattığın gibi birisi oldu” dedi. “Kaseti ilk dinlediğimde sen oğlumun şöyle şöyle bir insan gibi göründüğünü, ama aslında şöyle şöyle birisi olduğunu söylüyordun. Ben o zaman pek ihtimal vermedim ve inanmadım, ama şimdi gerçekten öyle bir hayat yaşamaya başladı. Bu arada ben de çok uğraştım ve ilişkimizi düzeltmeye çalıştım. Gerçekten çok zorlandım, ama nihayet başardım. Artık sık sık haberleşiyoruz. Son gittiğimde onda kaldım. Her şey çok daha iyi. Artık yaşlandığıma göre, bu dünyadan ayrılırken onu gönül rahatlığıyla ve huzur içinde bırakmak istiyordum.” dedi.

 

Nietzsche bir sözünde “Sonuçta, insan sadece kendisini deneyimler” demiş. Herhalde en güzeli bu dünyaya gözünü kapatırken huzur içinde olmaktır. Sözü edilen huzur aslında iç huzuru. Kendi içinde, her yönünü bir şekilde dengeleyebildiğini, elinden geleni yaptığını hissetmenin huzuru. Yukarıdaki örnekte arkadaşım Marion oğlunu huzur içinde bırakmak isterken, aslında kendisi de huzura kavuşmuş oldu. Bununla hiç uğraşmayabilirdi. Oğluna kabalığı için kızıp, işini bıraktığında bunalıma girmiş olduğunu düşünebilirdi. Bu önyargılı haliyle oğluna ahkâm keserken ona yine dikkatlice bakmadığı için öfkeyi üstüne çekebilirdi. Ve tüm bunlar hâlâ oğlunun suçu olabilirdi. Ancak Marion içinde bir yerlerde oğlunu tanımak için pek bir şey yapmadığını fark etmişti. Bilincinde olmasa bile, doğum haritasını bu nedenle yorumlatmıştı. Bu sayede, ilk anda duydukları çok aykırı gelse bile, oğlunu tanımak ve anlamak için çaba sarf etmişti. Sonuçta, bu çabanın sayesinde kendini bütünlemiş ve içinde huzura kavuşmuştu.

Çoğumuz bunu yapmıyoruz. Önümüzde çok uzun yıllar varmış gibi bugüne özen göstermeden yaşıyoruz. Bugünün içindeki çatışmaları anlamak üzere fazla gayret göstermiyoruz. Bu çatışmalardan kendimizi tanımak adına bir pay çıkartmıyoruz ve bu sorunları sanki tesadüfen karşımıza çıkmış can sıkıcı şeyler olarak algılıyoruz. Oysa özellikle diğer insanlarla yaşadığımız çatışmaların bizim hayatımızda bize ayna tutmak gibi önemli bir işlevleri var. Ve eğer bu aynaya tamamen tarafsız bir gözle bakıp, ondan kendimizi tanımak üzere yararlanmazsak kendi içimizde bir dengeye ve huzura asla kavuşamıyoruz.

 

Yaşamı boyunca ölümcül hastalara ölürken eşlik etmiş ve deneyimlerini kitaplaştırarak ölüm hakkındaki bilgileri bize bilgece iletmiş olan Elizabeth Kübler-Ross insanın kesin olarak öldükten sonra insana koşulsuz sevgi duygusu veren bir ışıkla sarmalandığını ve bu ışığın içinde hayatının bütününü her detayı ile yeniden seyrettiğini, her düşüncesini, her hareketini hatırladığını, dolayısıyla tüm kararlarını ve davranışlarını sonuçları ile gördüğünü söylüyor. İşte bu hatırlayış esnasında o gün o insana öyle değil de böyle yanıt verdiğimiz için neler olduğunu görüyoruz ve o fırsatı kendi bütünlüğümüz ve huzurumuz için doğru değerlendiremediğimize pişman oluyoruz. Kübler-Ross’a göre esas cehennem işte bu harcanıp giden hayatı seyretmek oluyor.

 

Ne zaman öleceğimizi bilmiyoruz. Bu yarın da olabilir, ne de olsa doğduğumuz gün ölmeye başlıyoruz. İyisi mi yarın ölecekmiş gibi düşünüp, bugün ağzımızdan çıkan her sözü, her hareketimizi, her seçimimizi o ışığın içinde bizi pişman etmeyecek biçimde yapmaya çalışmak gibi görünüyor. Eğer bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsanız, siz de Marion gibi astrolojinin rehberliğinden yararlanabilirsiniz.

© 2018 by Barış İlhan. Proudly created with Wix.com