KADININ PLUTO’YLA DANSI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aslında her şey ana tanrıçanın yerini baba tanrıya bırakmak zorunda kalmasıyla başladı. Bir zamanlar Güneş’in ufuk boyunca şafakta kırmızılar içinden doğuşu, akşam kırmızılar içinde batışı, kadının kanamasıyla, can vermesiyle ve  can almasıyla (topraktan geldik, toprağa gideceğiz –Toprak Ana Ana Tanrıça) ilişkilendiriliyordu. Sonra Ana Tanrıçanın itibarı düşürüldü, kadının kanaması kötülendi ve onun yerini eril tanrı aldı. Bu kanın kötülenmesinin izleri günümüzde kadının elini sıkmayanlarda görülür. Gerekçesi onun kanıyla pislenmemektir. Ne zaman kanadığını bilemeyeceklerine göre, eli asla sıkılmamalıdır. Tabii bu kadar pis bir şey kötüdür, aşağılanabilir, dövülebilir.

 

Tanrı ile Ana Tanrıçanın yer değiştirmesinin temel nedenini Tanrıçanın erkeğe kötü davranması, onu sadece doğurganlığı için kullanması, değersizleştirmesi olarak açıklarlar. Yani tahtın kötüye kullanılması... Nitekim erkek tahta oturduğunda aynı şeyi yaptı, bu defa kadını değersizleştirerek intikamını aldı. Bu konularla ilgilenenler artık erkeğin de sonunun geldiğini, ana tanrıçanın geri dönmekte olduğu bir çağa girdiğimizi söylerler. Ancak bu defa tahtta ikisinin de eşit ağırlığı olacaktır, biri diğerini ezmeyecektir. Ne ilginç, biz bunun bir uygulamasına Türkiye’de eş başkanlık sistemi ile şahit oluyoruz.

 

Eril tanrı egemenliğinin başlaması doğal olarak yaşamın her alanına sızmıştır, bunun yansımaları astrolojide de görülür. Örneğin eski metinlerde bugün eş-ortak evi olan 7. Ev, aynı zamanda kadının evi olarak geçer.  1. Ev harita sahibini gösterir, onun karşısındaki 7. ev de onun eşini. Harita sahibi doğal olarak erkektir, çünkü kadınların haritaları çıkartılmaz, onlar haritada ancak erkeğin bir “şey”i (karısı, kardeşi, annesi) olarak görülürler.

 

Bu sembolizmi devam ettirecek olursak, Türkiye’nin 7. evi diğer özelliklerin yanısıra ‘kadın’ı göstermektedir. Günümüzde gökyüzündeki Pluto işte bu 7. evdedir. Pluto’nun buradan  geçişinin çeşitli anlamlarını eski yazılarda ele aldık, arşivden okuyabilirsiniz. Bu yazıda sadece kadına odaklanacağız.

 

Türkiye’de kadın her zaman zor durumdadır. Ana Tanrıçanın toprakları zamanla ataerkil yapıya teslim olmuştur, ancak bir yandan da annesiyle göbek bağını kesememiş erkeklerin diyarıdır. Anne önemlidir, kutsaldır, ama genç kadın o annenin rakibidir. Bu karmaşık psikolojik ilişkiyi uzmanlarına bırakıp, astrolojik açıdan ilerleyelim. Zor durumdaki bu kadın son yıllarda giderek daha fazla şiddet görmeye, taciz edilmeye ve öldürülmeye başlanmıştır. Şiddetten ölen kadınların sayısına bir göz attığımızda yıllara göre şöyle bir artış görüyoruz:  2008 - 61 kadın, 2009 -104 kadın, 2010 -165, 2011 -122, 2012 -139, 2013 -231, 2014 -287 kadın. Bu tabloda özellikle 2013-14 yılları dikkat çekiyor. 2008’deki 61 sayısı, o yıllarda 300’e dayanmış durumda. Şimdi de Pluto’nun gökyüzündeki hareketine bir göz atalım. Türkiye’nin 7. evi 7 derece Oğlak’la başlıyor. Pluto bu dereceye 2012 yılının başında geliyor, sonra geriliyor. 7. eve tam olarak yerleşmesi 2013 yılını buluyor, sonra ilerleyerek 2014’te Türkiye’nin Pluto’sunun karşısına geçiyor. Bu, her konuda olduğu gibi ‘kadın’ konusunda da büyük bir dönüşümün işareti oluyor.

 

Pluto yeraltının, cehennemin efendisi, tacizin, sadizmin, manipülasyonun, güç savaşlarının, öl ya da öldür’ün temsilcisidir. Olumlu anlamı ile arıtmayı, biçim değiştirmeyi, karanlıklarla yüzleşerek zenginleşmeyi, yeniden doğumu gösterir. Sadece bu basit sembolizmi bile kadınların gökyüzündeki hareketi esnasında tacizle, şiddetle, ölümle karşı karşıya kalacaklarına işaret ediyor. Tabii bu noktadaki mücadele sonucunda kadınların kendi güçlerine sahip çıkmaları, bu süreçte kendi hatalarını görmeleri ve bunları dönüştürmeleri gerekiyor. Eğer bu farkındalık gelişmezse ve gerekli şeyler yapılmazsa, bundan sonra işler daha da zorlaşabilir.

 

Persephone’nin Kaçırılışı

Pluto Yunan tanrısı Hades’tir. Ölüler diyarının efendisi Hades yeryüzüne çıkarak  hasadın, bereketin, mevsimlerin, ölüm-yaşam döngüsünün ve anne sevgisinin tanrıçası Demeter’in kızı Persephone’yi yeraltına kaçırır. Demeter yeryüzünde bereketi keser, kıtlık başlar. Sonunda Hades’le anlaşırlar. Persephone yılın bir bölümünde yeryüzünde, geri kalan zamanda yeraltında yaşayacak ve ölüler diyarını eşi Hades’le birlikte yönetecektir. Böylece evrenin eril ve dişi güçleri arasında, bilinçle bilinçdışı arasında, gündüzle gece arasında, yaz ile kış arasında denge sağlanmış olur. Bu öykü en fazla ‘kız kaçırma, ırzına geçme’ anlamında “Persephone’nin Kaçırılması” adıyla sanat eserlerinde canlandırılmıştır. Genç kadının kaçırılması en basit anlatımıyla eril ve dişil güçler arasında uzlaşının sağlanmasıyla son bulan bir çatışmaya vesile olmuştur.

 

Son günlerde Özgecan’ın kaçırılması ve katledilmesi, daha talihsiz ve zalimce olmasına rağmen ister istemez Hades ile Persephone’nin öyküsünü düşündürüyor. Türkiye’nin haritasında oluşan Pluto-Pluto karşıtlığı yaşanacakların yeraltı ya da ölüler diyarı ile bağlantılı olacağının delili. Kadınlar sürekli dövülüyor ve öldürülüyorlar. Yani arka planda zemin çoktan hazırlanmış durumda. Hatta 19 Şubat’taki Yeniay’la Pluto tetiklenecek.  Derken 12 Şubat’ta Ay Türkiye’nin Venüs’ünün üzerine geliyor. Bu Venüs hemen her olayda görünen bir Venüs, üstelik genç kızı temsil ediyor ve Özgecan kaçırılıyor, öldürülüyor. Sonra Ay Satürn’le kavuşuyor, katilleri yakalanıyor, ama Ay Neptün’e ilerliyor. Özgecan kayıp. Ay Venüs’e ve Mars’a ilerlerken Özgecan bulunuyor ve Türkiye’nin kadınları öfkeyle ayaklanıyor. Öyle ki, Özgecan’ın katillerinin en ağır cezayla cezalandırılması için başlatılan imza kampanyası bir milyon imzaya ulaşıyor. Ay bu arada Uranüs’e kare yapıyor, Pluto’ya kavuşuyor. Her yerde isyan, protesto gerçekleşiyor. Polis protestocu kadınları göz alına alıyor. Kadınlar yine taciz ediliyor. Bu taciz en son 17 Şubat akşamı mecliste yaşanıyor. İktidarın erkek milletvekilleri muhalefetin kadın milletvekillerine saldıyorlar, araya girenler yaralanıyor. Öfkenin boyutu o kadar büyük ki henüz Özgecan için yas tutulamadı. Bu defa Türkiye’nin kadınları gücü ele almakta kararlı görünüyorlar. Umarız bu mücadelenin sonunda eril ve dişil güçler bir arada yanyana huzur için birlikte oturmayı başarırlar..   

 

Barış İlhan, 18.2.2015