BİLDİĞİMİZ GİBİ DEĞİL - 2010

Barış İlhan -27 Aralık 2009, Radikal 2

 

Astrolojide önümüzdeki yılın ne getireceği konusunda hüküm vermek için Güneş’in kış noktasına geldiği, yani Oğlak burcuna girdiği kış gündönümünün haritası kullanılır. O gün geceler en uzun, gündüzler en kısadır. Yani karanlık çok güçlüdür, umutlar tükenmiştir, sanki aydınlık hiç gelmeyecek gibidir. Oysa hemen ertesi gün gündüzler uzamaya, güneşin ışığı gökyüzünde daha uzun görünmeye başlar. Ancak ışığın gücünü göstermesine henüz çok uzun zaman vardır. Bu dönem kışın doğada formların kristalize olmasını, varlığını korumanın yorulmaz mücadelesini gösterir. Bahara kadar hayatta kalanlar yeniden canlanacaktır. O zaman süresinde doğa kış uykusuna yatar. Tedarikli olanlar kıt kaynaklarla yetinerek ışığa kavuşurlar. O çoook uzun gece daralarak, kısıtlanarak geçirilir. Ancak bazen o uzun gece hiç sakin geçmez, bir şeyler bizi uyutmaz. Dışarıdan evimize girmeye çalışanlar olur, veya deprem olur. Komşumuz bize düşman olur. Ekonomik kriz başlar. Bazen bir iki darbenin ardından biraz dinlenmeye çalışırız. Başımızı tam yastığa koymuşken salgın hastalık başlar. Küresel ısınma nedeniyle dünyadaki yaşam tehlikeye girer. Öyle anlaşılır ki artık bize uyku yoktur. 

 

Biz uzun süredir bu duyguya hiç yabancı değiliz. Üzerimize büyük bir karanlık çöktü. İyice büzüldük. Korktuk, öfkelendik. En ufak gölgeyi düşman zannettik. Ya bu sıradışı uzun kışa hazırlıklı değildik, ya da bu kış bizim bildiğimiz gibi bir kış değil. Her şeyiyle bizi aşıyor. Bizi uyutmayacak. Uyutmayacak derken ciddiyim, çünkü asıl hareket bundan sonra başlıyor.

 

1930’lar

Bu hareket biraz 1930’ları andırıyor. O dönemlerde 1929 Büyük Ekonomik Bunalımı yaşanmaktadır. Avrupa’da faşizm büyümektedir. Bunlar II. Dünya Savaşına yol açmıştır. Bir yandan, daha sonra atom bombasının yapılmasını sağlayacak olan, uranyum atomunun parçalanması çalışmaları sürmektedir. Türkiye’de 1934 Trakya Olayları sonucunda çok sayıda Yahudi başka ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Daha sonra Dersim olayları yaşanmıştır. Hatay Türkiye’ye katılmıştır. Atatürk devrimleri gerçekleşmiştir. Öte yandan II. Dünya Savaşının sonucunda dünyada iki Süper Güç oluşmuştur, Demir Perde gerilmiştir, komünizm güçlenmiştir, sömürgecilik sona ermeye başlamıştır, Birleşmiş Milletler kurulmuş, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edilmiştir. Batı’da aile yapısı değişmiş, 60 milyon insanın öldüğü savaşın büyük kayıplarından sonra sevgi teması ortaya çıkmıştır. Çocuklara işgücü olarak değil sevgi kaynağı olarak bakılmaya başlanmıştır. Tüm bunlara işaret eden astrolojik hareket gökyüzünde Satürn, Uranüs ve Pluton’un gerilimli açılarla bir T-kare oluşturmalarıdır. Bu hareketin etkileri 1960’lara yol açmıştır.

 

2010 Haritası

2010 yılına önünde hayatta kalmanın mücadelesinin temsilcisi olan Mars’ın bulunduğu bir kapıdan giriyoruz. Mars’ı dünyada sıkı sık öfke, çatışma, şiddet, savaş, yangın, kaza, patlamalar şeklinde deneyimliyoruz. Olumlu yüzüyle savaşta cengaver bir komutan, sınırlarımızı koruyan, esirlerimizi kurtaran, hakkımız için mücadele eden bir kahraman, yeni yerlere açılmamızı sağlayan bir fatih, bir kaşif şeklinde görülüyor. İstediğimiz bir şeye ulaşmak, hareket edebilmek, ilerleyebilmek için Mars enerjisine ihtiyacımız var. Bu Mars şimdi 10 Mart 2010’a kadar geri gidiyor, yani dış dünyada bu enerjiyi olumlu kullanamıyoruz. Bu durumda 10 Mart’tan sonra patlaması olası bir öfkeyi içeride biriktirmek söz konusu olabilir. Oysa şimdi, daha önceki davranışlarımız ve hareketlerimiz üzerinde düşünme zamanı. Çabalarımızı yeniden kanalize edebilme olanağına kavuşmuş durumdayız. Eğer bu dönemde sürtüşmeler yaşarsak, bu, hareket enerjimizi doğru yönlendirmediğimizin sinyali olabilir. Mars'ın geri gidişi aksi takdirde bizim zararımıza ve/veya verimsiz olabilecek bir davranış biçimini gözden geçirip yenilemek için iyi bir fırsat olabilir. Arada sırada şöyle bir durup "Ben ne yapıyorum? Niçin böyle hareket ediyorum?" diye düşünmekte fayda var. 

 

2010 yılı haritasında Güneş yeraltının efendisi Pluton’un hemen yanında duruyor ve bu yılın kitlesel olaylara, güç savaşlarına, dönüşümlere gebe olacağını işaret ediyor. Mars ve Pluton Akrep burcu olan Türkiye’nin astrolojik yöneticileri. Dolayısıyla bu ikisinin öne çıktığı bir yıl Türkiye’nin kimliğini oluşturması, kendini toparlayarak bir merkez etrafına oturtabilmesi açısından önemli oluyor. Ancak Mars barışın ve uzlaşının gezegeni olan Venüs’e gerilimli bir açı yapıyor. Yani barış istemiyor, çatışma istiyor. Barışı sağlamak için bilgece hareket etmek gerekiyor. Mars Türkiye’nin haritasında parlamentoyu, devlet karşıtlarını ve borsayı temsil eden evin yöneticisi ve vatanı, iç güvenliği, tarımı, doğal kaynakları, ataları, soy ağacını temsil eden evde bulunuyor. Bu durumda kökenlere dayalı bir huzursuzluğun parlamentoya yansıması, devlet karşıtlarının öfkesi söz konusu olabilir. Ayrıca borsa, borçlar ve ülkenin mali durumunda sıkıntılar yaşanabilir.

 

Günümüzde Satürn-Uranüs-Pluton

10 Mart’tan sonra 1930’ların atmosferine iyice gireceğiz. Satürn-Uranüs ve Pluton’un açısı oluşmaya başlayacak. Bu üç ağır hareket eden gezegenin dünya tarihindeki önemli değişim dönemlerini gösterdiklerini biliyoruz. Bunlar bireylerden ziyade insanlığın tümünü simgeleyen gezegenler ve bunların döngüleri dünyanın dönüm noktalarını işaret ediyorlar. 2009’da bu gezegenlerin ikili etkileşimlerini deneyimledik. Satürn-Uranüs döngüsü tarihte çeşitli düzenleri protesto etmek, onlara karşı çıkmak şeklinde görülmüştür. Satürn-Pluton döngüleri değişime direnç, kaynakların kıtlığı, yaşamın daralması, baskının artması, ekonomik daralmalar, sertleşmiş güç yapıları ile ilintilidir.

 

Bu üç gezegen önce bir dönemin sonlanmasını ve değişen koşullara ayak uydurulmasını simgeleyen değişken burçlarda bulunuyorlardı. Önce Pluton, ardından Satürn hareketi ve başlangıçları temsil eden öncü burçlara geçtiler. 2010 yılında bunlara Mayıs ayında bağımsızlığın, mücadelenin, cesaretin, öncülüğün burcu olan Koç’a geçecek olan devrim ve isyanın gezegeni Uranüs de katılacak ve Temmuz ayında bu üçlü birleşerek güçlü bir hareketi başlatacaklar. 1930’ların tarihi olaylarına baktığımızda orada birkaç yıldan bahsetmediğimizi görmek çok kolay. Yıllarca sürmüş bir değişimden söz ediyoruz. Bundan sonra kişisel, ulusal, politik hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dünyada yapılar, devletler, şirketler, yani sistem geniş çaplı dönüşecek, yenileşmeye yol açan ayrılıklar, kopuşlar yaşanacak ve yeni bir düzen kurulacak. Biz bireyler olarak gücümüzün yetmediğini, aciz kaldığımızı deneyimleyeceğiz, eski yapılardan vazgeçmeye, bırakmaya, krizleri atlatmaya, dönüşüme gönüllü hale geleceğiz. Ancak önce ortalık biraz karışacak. Baskı iyice artacak, dengeler bozulacak, sonra dengelerin eşitlenmesi talep edilecek, bu gerçekleşmeyecek ve isyan, çatışma başlayacak. Sonunda düzen inşallah yeniden kurulacak. İnşallah diyorum çünkü bu defa büyük gerilimin odak noktasında toprağı temsil eden Oğlak burcu bulunuyor. En az devletler, düzenler kadar yeryüzü, tarım, topraktan elde edilen mallar, hammaddeler, yani maddî dünya da bu krize eklenmiş durumda. 1930’larda en azından henüz dünyanın kaynakları tüketilmemiş, doğasına zarar verilmemişti.

 

Yine de elimiz kolumuz bağlı değil, çünkü şimdi Oğlak burcunun yöneticisi olan Satürn yüceldiği Terazi burcunda ilerlemekte ve 2012’nin ikinci yarısına kadar dengeleri yeniden oturtma fırsatı sunmaktadır. Bu fırsat kaynakların ölçülü ve adil kullanılması, her alanda işbirliği yapılması, adaletin, eşitliğin sağlanması, karşıtların uzlaştırılması, barış ortamının inşa edilmesidir. Bu da ancak gerçekçi olarak, sorumluluk üstlenerek, gayret göstererek, engellerle karşılaşıp, onları aşarak adım adım yapılabilir. Şimdiden kolları sıvayın. Bize 2010’da kolay kolay uyku yok.

 

Rahatlığın sona erip sıkıntının başladığı yerde, yaşamın bize vermeyi amaçladığı eğitim başlar.” Hermann Hesse