ASLINDA BU ÖYKÜ YENİ BAŞLAMADI

Barış İlhan -1.1.2015

 

2015’te yaşayacaklarımız dün başlamadı ve yarın sona ermeyecek. Sonsuz bir döngüyü yaşantıladığımızı idrak etmeliyiz. Bu sonsuz döngünün ancak bir kesitine bakabiliriz, buna rağmen döngünün doğası gereği, bu kesitin başlangıcını ve sonunu da saptamak oldukça zor.

 

Yıllardır içine girdiğimiz küçük döngünün bildiğimiz gibi olmadığını, bizi bir yerden bir başka yere, bir düzenden bir başka düzene fırlatıp atacağını yazıyoruz. Ağır hareket eden gezegen döngülerinden görebildiğimiz kadarıyla, bu döngünün dünya düzeninde büyük ve güçlü bir değişime işaret ettiğini anlatmaya çalıştık. Bunları ana hatlarıyla tanımlayabiliyorduk, ama tam olarak nasıl tezahür edeceğini düşünemezdik. Nitekim, yaşadığımız her yeni olayla yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Arap Baharı, Occupy Wall Street, Ukrayna, Suriye, Kobane, Yahudi düşmanlığı, Türkiye’de Kürt-Ermeni-Yahudi-Alevi sorunu, Cumhurbaşkanı=Başbakan modeli, Yeni Osmanlı İmparatorluğu hayali, Amerika’da siyahlara yönelik şiddet, Amerika ile Rusya’nın yeniden düşman olması, dünyada faşizmin yükselişi, doğanın her yerde acımasızca katli, parasal kazancın insanlığın ve doğanın önüne geçmesi, işsizlik..... Tüm bunlar kaçınılmaz olarak günlük hayatımızı etkilemeye başladı, herkes öfkesi burnunda yaşıyor, ufacık bir kıvılcımla ülke birbirine giriyor. Gün yok ki bir yerde protesto olmasın, gün yok ki bir grup öteki gruba saldırmasın. Yaşamın karanlık güçleri daha yoğun halde üstümüze çöküyor. İşte 2015’e böyle başlıyoruz.

 

Peki bu karanlık 2015’te dağılabilir mi, güneş yeniden doğabilir mi? Doğal süreçler açısından bu mümkün değil. Kışın ortasında yarın aniden güneşin bütün gücüyle doğmasını bekleyemeyiz. Yine de bu sürecin hangi etabında durduğumuza bakabiliriz.

 

İçinde bulunduğumuzun sürecin 2000’de başladığını düşünebiliriz. O yıl “zamanın işaretleyicileri” olan Satürn ve Jüpiter Boğa (toprak, doğa, yeryüzünün kaynakları, para, ekonomik düzen) burcunda kavuşarak bir döngü başlattılar. Bu döngü 2005-2006 yılında ilk karesini yaptı, 2011’de karşıtlık oldu, 2015-2016’da son karesini yapacak ve 2020 yılında döngü tamamlanacak.

 

2000 kavuşumunu 2001’deki ekonomik kriz, 11 Eylül saldırıları, bu nedenle Amerika’nın önce Afganistan’a, sonra Irak’a girişi izledi. Bu savaşların asıl sebebinin petrol olduğu her yerde yazıldı, çizildi. Türkiye’de ise 2001’de AKP kuruldu ve 2002 seçimlerinde çoğunluğu alarak iktidar oldu. İlk başlarda tam anlaşılamasa da zamanla Türkiye’nin Ortadoğu politikası tamamen değişti. Ortadoğu’nun zenginliğinden pay alma, oradaki kaynakları yönetme sevdası, mezhepsel açıdan İslam dünyasına hakim olma arzusu giderek belirginleşti. Bu arada 2003 yılında Uranüs Balık burcuna girdi, bu Türkiye için bir başka döngünün başlangıcıydı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu sırada Uranüs Balık’taydı, şimdi tekrar Balık’a girmesi yeni bir ömrün başlangıcını işaret ediyordu. Bu konuda “Ya istiklal ya ölüm!” ve “2. Kurtuluş Savaşı” isimli yazıları okuyabilirsiniz.

 

Kapanan Döngüler

2000-2001 yılları hem Jüpiter’in hem de Satürn’ün Pluto’ya karşıt yaptıkları gerilimli yıllar. Sonra süreç içinde sırasıyla Neptün’e ve Uranüs’e karşıt yaptılar. Bu karşıtlıklar önemli, çünkü karşıt açıdan sonra döngü kapanmaya başlar. Bu kısaca, bir şeyin gelebileceği en iyi hale geldiğini, bundan sonra inişe/düşüşe geçildiğini gösterir. Bu düşüş esnasında kayıplar yaşanır, ömrünü doldurmuş olanlar yiter gider, geçmişle hesaplaşılır, geçmişten kalanlar temizlenir ve yeniye hazırlanılır. Tabii bu kadar gezegenin döngüsü bir anda gerçekleşmez, döngüler içiçe geçer ve kader ağlarını örer.

 

Jüpiter’le Satürn’ün karşıtlığı 2010-11 yıllarına denk geliyor. İşte bu yıllar dünyaya damgasını vuran yıllar. Dört tane ağır hareket eden gezegen 2008’den itibaren sırasıyla öncü burçlara girip birbirlerine kare ya da karşıt açı yapmaya başlıyorlar. Hem bu açılar hem de öncü burçlar hareket demektir. Değişken burçlardaki dağilma, gevşeme ve sonlanma süreçlerinin ardından dünyada büyük bir hareket başlıyor ve gerilimiyle her şeyi görünür kılıyor. Artık kimse yerinde aynen oturmak istemiyor. Mevcut düzenlere büyük bir isyan başlıyor. Bu hareketler eski yazılarda detaylıca analiz edildi, arşivden sırasiyla okuyabilirsiniz.

 

Bu büyük gerilim kendi içinde çok uzun vadeli döngülere işaret ediyor, ancak biz yine “zamanı işaretleyen” Satürn’e dönersek, bunun diğer gezegenlerle döngülerinde düşüş ve sonlanma etaplarında bulunduğunu görüyoruz. 29 yıllık döngüsüyle Satürn, insan ömründe en kolay izlenebilen süreçlere işaret eder. Satürn iskelettir, yapıdır, düzendir, sınırdır. Transit hareketi ile bir şeyleri iyice daraltır, kısıtlar, kristalize eder. Bünyeye zararlı olanları kesip atar, reddeder. İyice sadeleştirir, sadece “asıl” olanı muhafaza eder. İşte Satürn’ün bu kapanma etaplarında bu asıl olana ulaşabilmek için baskı ve kısıtlanma artar, her şey çırılçıplak kalır. Gerçek görünür ve sonra buna göre yapılanma gerçekleştirilir.

 

2015 yılında Satürn burç değiştirecek, aslında 2014’ün sonunda Yay’a geçti, ama bir süreliğine Akrep’e geri dönecek ve 18 Eylül’den sonra tamamen Yay’a yerleşecek. Yay değişken bir burçtur, koşulların değişmekte olduğunu, buna göre esnemek gerektiğini, ardından yeninin başlayacağını gösterir. Oldukça neşeli bilinen Yay burcunun son günü gecenin en uzun olduğu gündür. İnsan Yay sürecinde farklı ufukları, bakış açılarını deneyimledikten sonra geliştirdiği prensipleri ve anlamları Oğlak burcunda yapılandırmaya, gerçekleştirmeye başlar. Dolayısıyla Satürn’ün Yay burcundan geçişi esnasında bize ters gelen görüşlerle, inançlarla ve yasalarla karşılaşmaya hazır olmamız gerekir. Bu karşılaşma sonucunda inançlarımız bütünüyle değişebilir. Nitekim Satürn transitleri tarihte din alanında değişikliklerle doludur. Hatta günümüzdeki Papa bile açıklamaları ile Hıristiyanları şok etmektedir. Öte yandan özellikle İŞİD’den sonra İslam’ın revize edilmesi gerektiği her yerde konuşulur olmuştur. Türkiye özelinde ise din hayatın her alanına bütün yoğunluğu ile sızmaya ve egemen olmaya başlamıştır. Öte yandan Yay deyince aklımıza üniversiteler, yabancı ülkeler, uluslarlarası olan her şey, yasal kurumlar, yasalar, yayıncılık, ithalat-ihracat gelir. Şimdi tüm bu alanlarda daralma, sorunlar, sınırlanma söz konusu olabilir. Bu konular ayrı bir yazıda ele alınacaktır. Şimdilik Satürn’ün hem burç hem de döngüler açısından sonlara, kayıplara, düşüşe işaret ettiğini söyleyelim.

 

Satürn 2017’nin sonunda yönettiği Oğlak burcuna geçecek. Oğlak dünya düzeninde, iktidarda, yönetimlerde inisiyatifi simgeleyen bir burç. Satürn o zaman kendi evinde yapılandırma faaliyetlerinin başlangıcına işaret edecek. Özellikle 2020’de Oğlak’ta Pluto ile kavuşumu çok önemli olacak. Yeni bir Pluto-Satürn döngüsü başlayacak.

 

Uranüs-Pluto Karesi

2015’in en önemli gökyüzü hareketlerinden birisi Uranüs-Pluto karesi olacak. Bu ikisi 1960’ların ortasında kavuşarak bir döngü başlatmışlardı, 2045’te birbirlerine karşıt yapacaklar. Etkisi çok uzun süren ve çok etkili olan bir değişim enerjisinden söz ediyoruz. (Bu karenin anlamı için “Baskıya İsyan” yazısını okuyabilirsiniz.)

 

Döngünün ilk karesi 2012 yılında başladı ve bu yıl sona erecek. Şimdiye kadar bu kareyi 6 kere deneyimledik. 2013 yılındaki kareler Gezi olaylarına, 17 Aralık’a işaret ediyor. Altıncısı 15 Aralık 2014’te yaşandı. Bu diğerlerine oranla daha hafif geçti. Hemen öncesinde sonrasında önemli bir gökyüzü hareketi yoktu. Şimdi son kareye hazırlanıyoruz. Son kare 17 Mart’ta yaşanacak. Hemen ardından 20 Mart’ta bir Güneş Tutulması olacak, sonra Güneş Koç’a geçecek ve 21 Mart’ta Ay Mars’ı örtecek. İşte bu peşpeşe hareketler çok dikkat çekici. Güneş Tutulması iktidarı temsil eden yerde olacak ve Tutulma derecesi hem halkı hem de parayı temsil eden yere kare yapacak. Ardından Mars çok ön plana çıkacak. Mars enerjik, dinamik, cesur girşimleri gösterse de dünyasal astrolojide kaza, kavga, yangın, çatışma gibi konuları tetiklediği aşikar. Türkiye’nin haritasında gençleri, meclisi, ülkenin hazinesini, dernekleri, sivil örgütleri, ayrıca muhalefeti, Kürtleri, azınlıkları, konutları, ataları simgeliyor. Bu koşullar altında Mart-Nisan aylarının oldukça gerilimli geçmesini bekleyebiliriz. Aslında bir açıdan bu şaşırtıcı olmaz, çünkü 24 Nisan Ermeni Kırımının 100. Yılı olacak. Bunun ülkede büyük gerginliklere neden olmasını bekleyebiliriz. Güneş Tutulmasından önce ve sonra Koç burcuna giren gezegenler sırasıyla ilerleyerek Uranüs’le kavuşacak ve Pluto’ya kare yapacaklar. İktidarı temsil eden alanda güçlü T-kareler oluşacak. Bunlar halkı, düşmanlarını, dost-düşman ülkeleri, iç-dış çatışmaları tetikleyecek. Bunun tek tesellisi Aslan’daki Jüpiter’in Koç’taki gezegenlere üçgen yapması olacak. Jüpiter zararları hafifletici etkisi ile hoşgörü ve bilgeliğe işaret ederse, bu sınavdan başarıyla çıkılabilir.

 

Sonra Jüpiter ilerleyerek Satürn’le son karesini yapacak ve zararlı olduğu Başak burcuna geçecek.

 

Ve öykümüz devam edecek....