Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Nazım Hikmet’in bu dizelerini iliklerimizde hissedeceğimiz bir koridorda yürüyoruz. Mars şu anda Akrep burcunda ilerliyor. 5 Ekim’de Satürn Merkür’le birlikte Akrep’e giriyor. Güneş 23 Ekim’de onu izleyecek ve biz iyice Akrep havası soluyacağız. Aslında bu havaya hiç yabancı değiliz, Türkiye’nin doğum haritasında üç gezegen zaten Akrep’te bulunuyor. Yani hepimiz biraz Akrep’iz. Ama aynı zamanda Türkiye’nin Yükselen burcu Yengeç olduğu için yine hepimiz Nazım Hizmet’in şiirin devamında dediği gibi biraz da serçe telaşı içindeyiz. Sürekli dışarıdan gelecek kötülüklere aşırı güç yükleyerek korkup kaygılanarak, karanlıklar içinde iyice büzülüp kalıyoruz.

 

Yukarıdaki gökyüzü hareketleri arasında en önemlisi Satürn’ün Akrep’e girişi. Satürn bir burcu ortalama 29 yılda bir ziyaret eder ve orada yaklaşık 2.5 yıl kalır. Bu sürede hayat daralır, o burcun konularında çaba sarfetmek zorunda kalırız, önce karamsarlaşırız, ama sonra mecburen kollları sıvamak ve bu işi temizleyip bitirmek durumunda kalırız. Tabii karamsarlığın depresyona ya da yıkıcılığa döndüğü vakalar da bol görülür.

 

Satürn astrolojide “En büyük zararlı” olarak bilinir. Antik çağlarda Satürn’ün tabiatı soğuk ve kuru olarak saptanmıştır. Bu tabiat aşırıya kaçtığında buza dönüşür ve hayatı sonlandırır. Dolayısıyla Satürn’ün simgelediği kötülük kişisel açıdan buz gibi olmak, baston yutmak, kasılıp kalmak, korkudan büzülmektir. Soğukluk kasılan, içine çeken, emen bir güçtür. Kuruluk ise azimli, dediğim dedik olmayı, esnememeyi, manipülasyonu, emretmeyi, hükmetmeyi, katılığı gösterir. İşte bu Satürn Türkiye’nin doğum haritasında ölümü, mafyayı, yeraltı faaliyetlerini, derin devleti, suçu temsil eden yeri yönetmektedir ve şimdi bunun doğal burcu olan Akrep’teki yolculuğuna başlamaktadır. Akrep bir su burcu olarak nemlidir. Nemlilik esneklik ve akışkanlık özelliğidir. Böylece bir şey çevresindeki koşullara adapte olur. Nem büyüme sağlar, şeyleri bir solüsyon içinde karıştırır. Bu durumda Satürn’ün biraz esneyeceğini düşünebiliriz, ancak nemliliğin aynı zamanda tek tek varlıkları bir solüsyon içinde karıştırıp, ayrım yapmayan bir özellik olduğunu unutmamak gerekir. Bu, bireylerin kendilerine özgü özelliklerini gözardı etmeye neden olabilir. İçine emmek, bir arada karıştırmak, hükmetmek gibi tanımlar uç noktada gözümüzde toplama kampları olarak canlanabilir. Nitekim Satürn’ün bundan önceki Akrep yolculuğu buna benzer örneklerle doludur. Binlerce insanın yargılandığı, 12 siyasi partinin veto edildiği, 186 idam istemli Dev-Yol davasının başladığı, DİSK’lilere idam istendiği, MSP’lilerin aklandığı 1982-85 yıllarından söz ediyoruz. Tabii bu süreç daha önceden, Satürn henüz Terazi’deyken başlamıştı, bugün de Türkiye Satürn Terazi’deyken başlayan kitlesel davalar ve baskının artmasıyla çalkalanıyor. Tarih tekerrürden ibarettir demişler. Bu kısır döngü ancak Akrep korkaklığından silkelenmekle, Akrep karanlığından aydınlığa çıkmakla değişebilir.  

 

Doğada Akrep mevsimi dökülen yaprakların yerde çürüdüğü, yaşamın tohum düzeyinde bu çürümüş yaprakların altında devam ettiği mevsimdir. Zaten Akrep de en derindeki gerçek ile her şeyin özündeki asıl çekirdekle ilgilenen, ‘niye’ sorusunu sorarak daha derine, daha derine giden bir süreci temsil eder. Kuşkusuz bu çekirdeğe ulaşmak bastırılarak çürütülmüş unsurların arıtılmasını gerektirir. Burada amaç üzerindeki balçığı, çöpü, tozu, çürümüşlüğü arıtarak asıl gerçeğe ulaşmaktır. Burada ulaşılan asıl gerçek belki de sonlanmış görülen yaşamın tohumda devam etmesidir. Yeraltındaki tohum çürümüş toprağın altında, karanlıklarda yeteri kadar vakit geçirdiğinde bir gün tekrar gün ışığına kavuşacaktır. Buradan hareketle Akrep’in yaşamın doğal döngüleriyle, ölüm ve yeniden doğumla, dönüşüm ve form değiştirmekle bağlantısını görebiliriz.

 

Gölge yönüyle Akrep kendi dönüşümünden ziyade karşıdakini değiştirmekle meşguldür. Diğerleriyle kaynaşık hali kendisinin ve onların ayrı bireyler olduklarını algılamasını engeller. Onları kendisinin bir parçası gibi görür, gayet iyi tanıyıp zayıflıklarını saptar, ihtiyaçlarını gidererek veya onları zorlayarak kendine bağımlı kılar. Böylece kontrol altında tutar. Takıntılı, zorlayıcı bir şekilde entrika, manipülasyon, baştan çıkartma silahlarını kullanabilir. Aslında daha büyük bir bütünün iyiliği için kullanılabilecek manipülasyon gücü karşıdakileri değiştirmek veya ele geçirmek için dolaylı zorbalığa dönüşür. Güç savaşları başlar. Kontrolü kaybetme korkusuyla yaptığı öldürme (bitirme) projeleri içinde kendisinin öldüğü bir mekanizmaya dönüşür. Gerçekten de aciz ve çaresiz kalmak Akrep için ölüm gibidir.

 

Akrep’in en büyük gücü ölümü, bir şeyin sonlandığını kabul edip yasını tutabilmekten gelir. Her şeyin bir sonu olduğu bilinciyle başka insanları kendi yollarına bırakabilir, kendi arzularına hakim olabilir. Bütün kayıplara rağmen yeni bir hayatın başlayacağına güvenebilir. Ancak o zaman karanlıklardan aydınlığa çıkar ve enerjisini daha büyük kitlelerin yararı için çalışmak üzere başkalarıyla birleştirebilir.

 

Satürn yukarıda özetlenen süreçteki yolculuğuna 2015’in sonuna kadar devam edecek ve bu esnada çeşitli astrolojik hareketlerle temsil ettiği prensipleri bol bol deneyimleyeceğiz. Bunların ilki Kasım’da Satürn Türkiye’nin Güneş’inin yanına gelince başlayacak. Astrolojide kavuşum açısı hem olumlu hem de olumsuz bir açıdır. Nasıl yaşanacağı bugüne kadar ne ektiğimize bağlıdır. Neticede ne ekersek, onu biçeriz. Ne yaşarsak yaşayalım aklımızın bir köşesinde tutmamız gereken, yüzeyi bırakıp asıl gerçeğe yönelmemiz ve gerekirse acı çekerek iyileşmeyi hedeflememizdir. Bu yolda rahatımız kaçmadan, kayıplar yaşanmadan aydınlığa çıkmak hayalden de öte bir şeydir...

 

— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
NAZIM HİKMET RAN

 

Barış İlhan

7.10.2012'de Radikal 2'de yayınlandı

 

© 2018 by Barış İlhan. Proudly created with Wix.com