HASAT ZAMANI:
Satürn Başak'ta
(Yer sorunu nedeniyle Radikal2'deki yazıyı
kısaltmak zorunda kaldık. Bu, yazının orijinal halidir.)
2 Eylül’de Satürn 2005’in Temmuz’undan bu yana Aslan
burcundaki yolculuğunu tamamlayıp Başak burcuna geçecek ve 2010 yılına kadar
burada ilerleyecek.
Çıplak gözle
görebildiğimiz en son gezegen olan Satürn çağlar boyunca güneş
sistemimizin sınırını çizmiş ve bu nedenle sınırları temsil etmiştir:
yaşamımızın sınırı, görüş açımızın sınırı, bedenimizi sınırı (deri) ve
kişisel davranışlarımızın sınırı (yasa). Satürn “ne ekersen onu biçersin”
prensibi ile yaptığımız seçimlerin sonuçlarını kabullenerek öğrenmemizi ve
olgunlaşmamızı gözetir. Bu özelliği ile en ‘Büyük Öğretmen’dir. Her şeyin
arkasındaki yapı veya iskelettir. Sınırları, engelleri, korkuyu, utancı,
somutlaştırmayı, sınırlandırmayı, zorunlulukları, sorumlulukları, disiplini,
görevleri, gerçekliği, kasılmayı ve gecikmeleri temsil eder. Fiziksel
bedende deriyi, kemikleri, dişleri ve dizleri temsil eder. Dizlerimizle
hayatın gerçekliği karşısında mütevazi bir biçimde eğiliriz ve bazen
ilerleyebilmek için önce diz çökmek zorunda kalırız.

Satürn'ün
sembolü bir haç altında duran hilaldir. Haç maddesel dünyanın, hilal ise
ruhun simgesidir. Hilalin maddenin altında bulunması fiziksel kısıtlamaların
ve sınırların ruhun içsel ifadelerinden önce geldiğinin göstergesidir.
Dolayısıyla Satürn'ün glifi fiziksel olanın kısıtlarını ve kaderini
sembolize eder. İnsan ruhu büyümek ve bilinçlenmek için bu kısıtlardan
geçmek zorundadır. Kısıtlar çeşitli biçimlerde görülebilirler; sağlığımız
bozulabilir, depresyon nedeniyle işlev göremez hale gelebiliriz, parasal
sorunlar elimiz kolumuzu bağlayabilir, günlük hayatımızda sorumluluklarımız
boğucu hale gelebilir, bazı kayıplar yaşayabiliriz, kendimizi başarısız
hissedebiliriz. Bazen bu kısıtlar katlanırlar, örneğin parasal sorunlar
evliliğimizde ciddi bir anlaşmazlık doğurabilirler. Asıl sorunun ne olduğunu
göremeyebiliriz. Bu noktada hayatımızın gerçekliği ile, hayallere
kapılmadan, yüzleşmek ve bu sonuçların gereklerini yapmak zorunda kalırız.
Bu sorunlarla boğuşurken kendimizi kimsesiz ve yetersiz hissederiz. Ancak
sabır, dayanıklılık, engeller karşısında kararlılık, sistemli çalışma, doğru
zamanda doğru adımları atma gibi özellikleri kullanarak bu zorlukları
aşarız. Ölümsüz ruhumuz bu ölümlü dünyada ve bedende kendini tezahür
ettirmek için mücadele ederken, bilinçli akılımız da kim ve ne olduğumuzu
inşa etmeyi ve bu uğurda gerekirse hayatın gerçekliği ve bu maddesel
dünyanın kısıtları karşısında diz çökerek adım adım ilerlemeyi öğrenir.
Başak
burcunun mevsimsel karşılığı hasat zamanıdır, yani yetiştirilmiş olanın
kullanıldığı zamandır. Başak toprak grubundandır. Maddesel dünya ile
ilgilidir ve değişken bir burç olduğu için değişen koşullara uyum sağlama
ilkesini gösterir. Temel prensibi çalışmak, hizmet etmek, verimli olmak,
bozuk olanı tamir etmek ve kusursuzlaşmaktır. Bunu dünya platformunda
düşünürsek, yaşamda bir düzen kurmak, insanlara yararlı bir şeyler yapmak
diyebiliriz. Daha kişisel düzeyde ise kendi aksaklıklarını analiz edip,
bunları düzeltip, kendini kusursuzlaştırmak diyebiliriz. Başak’ı en iyi
anlatan benzetme, bir ormana bakıp orada hastalıklı bir ağacı görüp ormanın
bütününü kurtarmak için o ağacı iyileştirmek veya kesmektir. Gölge yönü ile
Başak o ağacı görünce bütün ormanı hasta ilan eder. Diğer gölge yönleri
hoşnutsuzluk, kaygı, küskünlük, olanaksız mükemmeliyetçilik, detaylara
takılıp kalmak, kusur bulmak, bir kusur yüzünden bütünü harcamak, verimli
olamamak ve düzen kuramamaktır. ve ustalaşamamaktır. Başak’ın
en büyük
özelliği ayrıştırmaktır. Gerekli ile gereksizi, yararlı ile yararsızı,
sağlıklı ile sağlıksızı hemen seçer ve kategorize eder. Gölge yönüyle bu
ayrıştırmada yaptığı hatalar her şeyi veya herkesi sağlıksız ilan etmesine
ve en ufak ayrıntıya göre hemen kategorize etmesine neden olur. Bir
bikinili görüp onu fahişe, bir
türbanlı görüp onu kökten dinci ilan etmek gibi.
Başak’ın tam karşısındaki burç
Balık’tır. Balık ‘bir’liği, kabulleniciliği, anlayışı, beş duyu ve akıl ile
algılanamayan tanrısal bir yazgıyı içten bilmeyi, ruhsallığı, kişisel
istekleri bir kenara bırakabilmeyi, özveride bulunmayı temsil eder.
Başak-Balık karşıtlığı ruhsal alem ile maddesel alemin dengelenmesini
gösterir. Kendi günlük düzenin karşısında Tanrı’nın düzeni durur. Eğer bu
iki düzen arasında çatışma varsa, yani senin planladıkların
gerçekleşmiyorsa, endişelenirsin, kendi düzenini dayatmaya çalışırsın. Bu
düzeni bir türlü oturtamadıkça, iyice kaygılanır başkalarında hata bulmaya,
suçlamaya başlarsın. Oysa bu noktada önüne sunulanı kabullenmek, eğer varsa
eksiklerini saptamak ve bu durumda yapılması gerekenler için kolları sıvamak
ve çalışmak gerekir.
Satürn’ün
Başak burcunda ilerlemesi bizi doğru bir ayrıştırmaya, sağlıklı eleştiri ve
analize, kendi düzenimizi fazla dayatmamaya, önümüzdeki gerçekliğe
odaklanarak şimdiye kadar eksik kalanları tamamlamaya, çalışmaya ve verimli
olmaya davet ediyor. Satürn şimdilik Türkiye’nin doğum haritasında basını,
temel eğitimi, öğretmenleri, kardeşleri, trafiği, otomatik düşünme ve
iletişimi, posta ve haberleşme ağını, kamu fikrini ve komşu devletleri
temsil eden alanda ilerliyor.
(Şimdi bu
konularda sorunlar var. Örneğin son günlerde komşumuz Yunanistan’ın yarısı
yandı.) Bu alan aynı zamanda dedikodunun, gevezeliğin, yüzeysel bilgilerle
çok iyi bildiğini düşünmenin alanı. Her şeyden önce düşünme sistemimizi ve
iletişimimizi düzenlememiz gerekiyor. Bunu öncelikle medyada, eğitimde,
trafikte ve komşu devletlerde çıkan sorunlar kanalıyla yapacağız. Satürn
Türkiye’nin haritasında dönüşümü temsil eden alanı yönettiği için bu
konularda köklü dönüşümler söz konusu. Basının, temel eğitimin, trafiğin
yeni baştan yapılandırılması gerekiyor. Ancak en önemlisi bizim düşünce
sistemimizi yapılandırmamız, yüzeysel bilgilerle gevezeliği bırakıp her
konuda temel bilgileri öğrenmeye başlamamızdır. Monolog halinde Türkiye’nin
nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda konuşma devri kapanmıştır. Artık
birbirini dinleme ve birbirinden öğrenme devri başlamıştır. Satürn tarihi
simgelediği için özellikle tarihi öğrenmek çok önemlidir.
Satürn
bundan önce Ağustos 1919-Ekim 1921, Mayıs 1949- Ağustos 1951, Temmuz
1978-Eylül 1980 yılları arasında Başak burcundaydı. Bu üç dönem de Türkiye
tarihinde kritik zamanlara işaret ediyor. 1919-1921 Kurtuluş Savaşının
örgütlenme dönemi, bu dönemin sonlarında Sakarya Meydan Muharebesi yer
alıyor. 1949-1951 çok partili döneme geçişi gösteriyor. 1978-1980 de 12
Eylül ihtilali ile sonuçlanıyor. Şimdi Satürn Başak’a dinî kesimin
Cumhurbaşkanlığı dahil devletin tüm kademelerine hakimiyeti ile giriyoruz.
Hasat
Zamanı
Bunun
dışında Satürn hasatı temsil eden Başak burcuna girdiği için bugüne kadar
maddesel dünyada kurduğumuz düzenlerin, üretim biçimlerimizin, dünyayı
kullanma tarzımızın (Başak) hasatını almak zamanı gelmiştir. Satürn “ne
ekersen onu biçersin” prensibi ile şimdiki hasadımızın iyi olmadığının
sinyallerini vermektedir. Satürn’ün simgelediği kıtlık, milli felaketler,
kuru ve sıcak hava, susuzluk, tarımda hasadın kötü olması, çiftçilerde,
maden işçilerinde sorunlar ve ölümler görülmeye başlamıştır. Şimdiye kadar
insana özgü aklımızla yeryüzünü evrenin kurallarına göre düzenleyip
kullanmadığımız, buradaki kaynakları taciz ettiğimiz için hasadımız uzun
süre bereketli olamayacak. Dolayısıyla şimdi ilerleyebilmek için önce
doğanın karşısında diz çökmek ve hatayı tamir etmek için çalışmak zorundayız.
Satürn 2008 yılının ikinci yarısında vatanı, kökleri, kökenleri, muhalefet
partisini, tarımı, toprağı, toprak sahiplerini, gayrimenkul değerleri,
madenleri, doğal kaynakları, aileleri, inşaatçıları, jeolojik olgulardan/havadan
kaynaklanan malların zarar görmesi durumunu temsil eden alana geçecek. Yani
köklü çaba gerektiren bir süreç başlıyor, ancak Satürn Başak’taki hareketi
esnasında Türkiye’nin doğum haritasındaki önemli gezegenlere uyumlu açılar
yaparak ilerleyecek ve bize bir şans daha sunacak. Bu fırsatı
değerlendirebilmek umuduyla…
“Hata,
kendini beğenmişliğin bir sonucudur.
İnsanlar
sıkı çalışmazlar çünkü kendini beğenmişlik duygusu içinde,
sıkı
çalışmaksızın başarabilecek kadar zeki olduklarını sanırlar.”
Edison
BARIŞ İLHAN
2.9.2007'de
Radikal2'de yayınlandı