FARKLI
UFUKLARA DOĞRU - 2011
Bir zamanlar din adamlarından şiddetle nefret
eden Çinli bir komutan varmış. Olabildiğince çok rahibi bulup onları yok
etmeyi yaşamının amacı haline getirmiş. Kendi çevresindeki yüzlerce rahibi
öldürdükten sonra yalnız yaşayan bir rahibin bulunduğunu öğrenmiş. Derhal
küçük tapınağa gitmiş ve rahibi bulmuş. Savaş gereçlerini donanmış vaziyette
rahibe doğru geniş adımlar atmış, kılıcını çekmiş ve basit bir cübbe
içindeki ufak tefek yaşlı adama tehditkar biçimde bakmış. Rahip hayret
uyandıracak kadar korkusuz görünüyormuş.
“Sen benim kim olduğumu bilmiyor musun?” diye
sormuş komutan. “Ben gözümü bile kırpmadan vücudunu kılıçtan geçirebilirim.”
Rahip doğrudan komutanın gözlerinin içine
bakarak cevaplamış. “Sen benim kim olduğumu bilmiyor musun? Ben gözümü bile
kırpmadan vücudumu kılıçtan geçirmene izin verebilirim.”
Sizce hangisi cesur?
Buradaki cesaret zamanı gelen deneyime
teslim olma ve fırtınayla birlikte hareket edebilme cesaretidir.
Astrolojide Satürn ötesi gezegenler olarak
bilinen Uranüs, Neptün ve Pluto çıplak gözle görünmezler, bizim bilincimizin
dışında kalırlar. Bu nedenle kolektif bilinçdışını simgelerler ve temsil
ettikleri bizim kontrolümüz dışındadır. Satürn ve Jüpiter ise toplumsal
gezegenlerdir. Bunlar kişisel olmayan, içinde yaşadığımız toplum veya
kültürle ve dış koşullarla ilintili konuları simgelerler. Bunları yine
kişisel olarak kontrol edemeyiz, ama toplumsal varlıklar olarak derneklerde,
organizasyonlarda, politikada yer alarak bir ölçüde etkilerine müdahale
edebiliriz. Örneğin hükümetin icraatını beğenmiyorsak örgütlenebiliriz. Ama
Satürn ötesi gezegenlerde durum farklıdır. Bir doğal afet, büyük bir global
kriz, bir savaş bizi çaresiz bırakır. Bazı şeylerin sonlanmasını veya
başlamasını engelleyemeyiz. Yeni bir çağın başlaması bizi aşar. Örneğin
uzun süre bilgisayar kullanmaya direniriz, internete bağlanmayız. Ama
sonunda teknoloji bizi yener, teslim oluruz ve onun nimetlerinden
faydalanmaya başlarız. Satürn ötesi gezegenlerin gökyüzünde aktif oldukları
dönemler yeryüzünde de büyük değişimlere denk gelir. İşte o esnada, bazen
yukarıdaki rahip kadar cesur olmamız gerekir. Direnmek işe yaramaz, belimiz
kırılır. Fırtınaya uyarsak bir ağaç gibi belki bazı dallarımız kopar, ama
fırtınadan sonra oradan yeni dallar çıkar. Fırtınalar mutlaka olumsuzlukları
getirmezler, ama biz insanlar genellikle değişimden, daha doğrusu değişimin
getirdiği belirsizlikten korkarız. Belirsizlik bir bakıma siste yürümeye
benzer. Önümüzü net göremeyiz.
Yukarıda sayılan bütün gezegenler şimdi
gökyüzünde çok aktif durumdalar. Pluto mevcut kurumları, düzenleri
değiştiriyor, Uranüs yanına Jüpiter’i de alarak özgürlük çığlıkları atmaya
başladı. Örneğin üniversiteler ciddi biçimde kıpırdamaya başladı. İşçiler de
yakındır herhalde. Satürn hakkın eşit dağılımı ve terazinin kefesini
eşitlemekle meşgul. Bunu en çok Kürt konusunda deneyimliyoruz. Satürn’ün
hareketi aynı zamanda muhalefeti harekete geçirdi. CHP’de ciddi değişimler
yaşanıyor. Geriye bir tek belirsizliğin gezegeni Neptün kaldı. O da 4
Nisan’da harekete katılınca sahnenin hazırlanması tamamlanacak.
Belirsizlik
Neptün 4 Nisan’da 2024’e kadar kalacağı ve
yöneticisi olduğu Balık burcuna girecek. Kabulleniciliği, birlik duygusunu,
kardeşçe sevgiyi, şefkat, merhameti simgeleyen Neptün’ün enerjisi çözüp
eriten niteliktedir. O güne kadar katılaşmış olanı eritir. Bu durumda
ilizyonlarımız, ütopik ideallerimiz, yanılsamalarımız çözülecek, yerine
kendini bir kenara bırakıp “bütün” için özverili olma prensibi gelecek.
Ancak ilk başta bulanıklaşmış bir gerçeklik duygusu, kolay aldanma, uçuk bir
dünya kavramı ve karmaşa yaşanabilir. Birlik duygusu bütüne hizmetten ziyade
Türk birliği, Kürt birliği şeklinde bölünmüş küçük birlikler olarak
görülebilir. Hayal kırıklıklarına uğranabilir.
Farklı Ufuklara Doğru
2011’in önemli bir diğer de hareketi Ay
Düğümlerinin Mart’ta burç değiştirmesi olacak.
Sembolik anlamıyla Ay Düğümleri geliştirmemiz ve bırakmamız
gereken özellikleri simgelerler. Kuzey Ay Düğümü ruhumuzun o tarafa doğru
gitmek zorunda olduğu, dolayısıyla geliştirmesi gereken nitelikleri
gösterir. Güney Ay Düğümü ise artık yeteri kadar deneyimlenen bir niteliği
bırakma zamanının geldiğini gösterir. Bunu liseyi bitirip üniversiteye
gitmeye benzetebiliriz. Şimdi Kuzey Ay Düğümü Yay burcuna giriyor. Bu
durumda Güney Ay Düğümü de İkizler’e giriyor. Yani İkizler özelliklerinden
Yay özelliklerine doğru yönelmemiz gerekiyor. Bunu en basit anlamıyla farklı
ufuklara açılma zamanının geldiğini söyleyerek anlatabiliriz. Alışkın
olduğumuz, bizim gibi düşünen ve yaşayan dar çevreden uzaklaşıp, bizden
farklı prensiplerle ve inanışlarla yaşayan geniş bir çevreye açılmak,
mantığı, demogojiyi, kelime oyunlarını bırakıp kendi içimizin sesini
dinleyip, farklı kültürleri deneyimlemek zamanı. Buna en basit ifadeyle
hoşgörü geliştirmek, bilgeleşmek, kendine ve hayata gülebilmek diyebiliriz.
Ancak ilk başta bu, fanatizm, kendi doğrunu dayatmak, ahkam kesmek ve kibir
şekilde yaşanabilir.
Birlik ve Bütünlük Zamanı
2011’in iki önemli hareketi de bizi daha geniş bir bütüne ve
birliğe doğru çağırıyor. Aslında gökyüzündeki bütün hareketlerden şöyle bir
öykü çıkartabiliriz. Kısıtlayıcı yapılar ve görüşler yıkılacak, özgürlük,
eşitlik ve kardeşlik prensibi yaşanmaya başlanacak, muhtaç durumda olanlar
desteklenecek, özveri ve merhamet egemen olacak. Veya bunlar için mücadele
edilecek. Tabii bunun bir de öteki yüzü var. Kısıtlayıcı yapılar daha da
katılaşacak, isyan başlayacak, insanlar bölünecek ve karmaşa, anarşi
yaşanacak. Birinci öykü yukarıdaki cesur rahip gibi olmayı gerektiriyor,
ikincisi ise o korkak komutan gibi...
Mutlu Yıllar
Barış İlhan
26.12.2010'de
Radikal2'de yayınlandı