|
|
|
|
2005’te BENCİL OL, MUTLU OL
Gökyüzünde iki önemli hareket 2005’te ben-merkezli yaşamamız ve kendimizi ortaya koymamız gerektiğine işaret ediyor. Ancak kuşkusuz bunu hakkıyla yapabilmek için ben-merkezli olmanın yıkıcı ve yapıcı kullanımları hakkında ustalaşmak gerekiyor. Aralık 2004’ün başında Ay Düğümleri burç değiştirerek Koç-Terazi karşıtlığına geçtiler ve 2006 Haziran’ına kadar orada kalacaklar. Astronomide Dünya’nın yörüngesi ile Ay’ın yörüngesinin kesiştiği noktalar olan ay düğümleri sembolik olarak kısaca bu dönem esnasında hangi yönün özelliklerinden kurtulmamız ve hangi yöne doğru yönelmemiz gerektiğini gösterirler. Prensip olarak kurtulmamız gereken nokta daha alışkın olduğumuz özellikleri gösterdiği için, biz bunlardan kurtulmamak için direniriz ve hem kendimize hem başkalarına sorun yaratırız. Oysa artık hayat bizi yeni ufuklara doğru zorlamaktadır ve eğer bu yeni yolu seçersek her şey daha iyi olur. Ay düğümlerinin 2005’teki hareketinde “biz” bilincinin burcu olan Terazi’nin olumlu özelliklerini kullanarak “ben” bilincinin burcu Koç’a doğru yürümemiz gerekiyor.
Eski Döngüler Bundan önce Ay Düğümleri Ekim, 2001-Mayıs, 2003 arası İkizler-Yay karşıtlığında, Mayıs, 2003-Aralık, 2004 arasında da Boğa-Akrep karşıtlığında hareket ediyorlardı. Yay’ın yıkıcı kullanımı inançta fanatizm, köktendincilik, İkizler ise veri toplamak, soru sormak ve mantıklı olmak anlamına geliyor. 11 Eylül’ün ardından tüm dünya Yay özellikleriyle uğraştı ve herkes İslam’ın gerçekten ne olduğunu öğrenmek üzere harekete geçti. Bu dönemde Amerika’da Kuran en çok satan kitap oldu. Ancak be yazık ki dünya Bush’un fanatizminden kurtulamadı.
Boğa maddi alemde güvenlik, huzur ve para, Akrep ise kriz, yıkıcılık, ölüm ve kitlesel imha anlamına geliyor. Amerika Osame bin Ladin’i ve nükleer silahları gerekçe göstererek güvenliği!! sağlamak üzere harekete geçti ve kendi yıkıcılığı ile önce Afganistan’da, sonra Irak’ta savaş başlattı. Yani bir bakıma alışkın olduğu alana doğru geri adım attı. Savaşın yanısıra Amerika’da ciddi bir ekonomik kriz yaşandı. Tüm bunlardan da görüyoruz ki Boğa’ya doğru gitmesi gereken Amerika sembolik anlamda Akrep’te kaldı. Türkiye’de ise göreli olarak huzur ve güvenlik hakimdi. Irak savaşına girmemeyi başardı, enflasyonu düşürdü. 2003 sonundaki terörist saldırılar Akrep özelliği taşıyorlardı, ancak daha ziyade Boğa yaşandı. Türkiye bu dönemi Yeni Türk Lirasına geçiş ile kapattı.
Ben-Biz Bilinci 2005 yılında “ben” bilincini (Koç) geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye’nin doğum haritasında Terazi burcunda çok gezegen olduğu için, biz genellikle önce öteki insanları göz önüne alan bir toplumuz. Onların bizim hakkımızdaki düşünceleri çok önemli, hatta bunları düşünmekten ve bunlara göre strateji taktik geliştirmekten gerçekten ne istediğimizi düşünmeye vaktimiz olmuyor. Dış dünyada çok uyumlu görünmemize rağmen içeride çatışıp duruyoruz. Herkes etrafı hoşnut etmeye çalışmaktan bitap düşüyor. Sonra da “o kadar özveride bulundum, karşılığı bu muydu, ben bunu hak etmedim” diyor. 2005’te kişisel ve ülkesel düzeyde bu hak-hukuk saplantısından kurtulup, gerçekten kendi yapmak istediklerimize yönelmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde ötekilere bağımlılıktan kurtulabiliriz. Koç’un inisiyatif ve cesareti ile Terazi’nin kararsızlığını aşmamız, kendi isteklerimizi ortaya koyup bunların peşinden gitmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde hem kendimiz özgür olabiliriz, hem de ötekinin özgürlüğünü sağlayabiliriz. Koç çatışmayı temsil ettiği için, şimdi her türlü mücadeleye girip diğerleriyle aramızdaki sorunları aşabiliriz. Problemleri çözmek üzere, şimdiye kadar güvenlik (Boğa) sağlamak için kullandığımız, enerjimizi seferber edebiliriz. Açık, dürüst ve spontane davranırsak içtenliğimiz ile barış dolu bir ortam yaratabiliriz. Yani artık komplo teorilerini (Akrep) bir kenara bırakabiliriz. Yeraltından yeryüzüne çıkabiliriz. Korkup siperlere sığınmamıza gerek yok, kendimizi ortaya koyabiliriz.
Türkiye ve Satürn Satürn “ne ekersen onu biçersin” prensibiyle kadersel temaların yanısıra bizim bu dünyada yaptıklarımızı yakından denetleyen gezegen olarak tanınıyor. Yani bir bakıma bize sunulan ömrü uygun biçimde yaşayıp yaşamadığımıza bakıyor. Temmuz 2005’te Aslan burcuna geçince bizden artık yumurtadan çıkıp kendimizi göstermemizi, yaratıcılığımızı kullanmamızı talep edecek. Bunu yapmayı öğrenirken biraz güvensizlik ve yetersizlik duyguları yaşayabiliriz, ama bunları aşmak zorundayız. Satürn yaşam enerjisini iyice kısıtlayarak sadece zorunlu olana odaklanmamızı sağlar. Dış dünyada kaçabileceğimiz, kendimizi oyalayabileceğimiz ve geçici olarak tatmin edebileceğimiz hiçbir şey bırakmaz. Şimdi de güvenlik yapılarını, kontrol mekanizmalarını, önemsenme ve onaylanma ihtiyaçlarını ve en önemlisi kibiri hayatımızda çıkartıp atacak. Başkalarının bizi kendimizi yansıtmayan gösteriler sonrasında alkışlaması kesilecek. Artık bütün gözler “bu mudur yani!?” diye bakacak, biz de gerçekten bu olup olmadığımızı düşünmek zorunda kalacağız. O kadar sıkışacağız ki, bu baskıdan ancak “lanet olsun, her şeyi denedim, kimselere beğendiremedim. Bundan sonra gerçekten istediklerimi yapayım bari. Nasılsa bir şey fark etmiyor” diyerek ve bencilleşerek! kurtulabileceğiz. Tabii özgüvenimiz geri gelecek. En güzeli de, bu güven bir daha asla geri gitmeyecek. Satürn zamanı çalışma zamanıdır. Hayatımızda bize uygun olmayan yapıları bırakma zamanıdır. Artık hiç risk almadan, başkalarının düşüncelerine göre kendimizi ayarlayarak dengeyi sağlama eğilimini bırakmamız gerekiyor. Elimizi ateşe sokarak tüm yaratıcılığımız ve cesaretimizle sahneye fırlamamız gerekiyor.
Avrupa Birliği zirvesinin ardından bir gazeteci televizyonda reytinglerden bahsediyordu. AB pazarlıklarının canlı yayını %35 oranında izlenmiş, kaynana Semra Hanım ise %72-78 oranında. Gazeteci şöyle diyordu: "Halkın özgüveni çok yüksek. (Güneş 5. ev) Herkes çok rahat. Zirveye aldırmayıp, evde kendi dünyalarına dalmışlar (Yengeç)." Bir başka gazeteci ise şöyle yazıyordu: "Çocuk bırakılmış bir toplum (Güneş 5. ev) elbette annesine (Yengeç) bakar. Sokaktan, büyümekten, düşünmekten (Satürn-Merkür kavuşumu) korkmuş insanlar memeden kesilmemiş çocuklar gibi zavallıdır."
Her ikisi de kendi bakış açılarını yazıyorlar, ama bize hep Türkiye’nin doğum haritasını (Güneş 5. evdeyi ve Yükselen Yengeç'i) anlatıyorlar. Türk halkı özgüveni yüksek, ebeveynleriyle göbek bağını keserek büyümüş bir halk mıdır? Birine göre evet, birine göre hayır. Buna şimdi karar vermemize gerek yok. Nasılsa 2005'te Satürn Aslan'a girince bunu öğreneceğiz. Hele Türkiye'nin Güneş'ine kare yapınca yüzeydeki teferruatlar silinecek, sadece gerçek durum görülecek. Eğer özgüvenimiz zayıfsa Satürn biz büyüyene ve güvenli olana kadar peşimizi bırakmayacak.
Büyüdüğümüzü yaratıcılığımızı göstererek anlayacağız. Ancak yaratıcılığı Carl Rogers’ın tanımı ile kavramak çok önemli: "....insanın eğilimi içinde gizli kalmış olana dönüşmek ve kendini güncelleştirmektir. Organizmanın çevresiyle yeni ilişkilere girdiği zamanki yaratıcılığının ilk nedeni bu eğilimdir... Yaratıcılık, belli bir anlamla sınırlı değildir. Kendini tuval üzerinde veya bir senfoni ile gösteren yaratıcılıkla, yeni bir makinanın icadı veya kendi öz kişiliğini düzeltmeye çalışma yaratıcılığı arasında temelde hiçbir fark yoktur." Mutlu Yıllar... Barış İlhan 2.Ocak.2005'te Radikal 2'de yayınlandı
|
||||
|
|
| Copyright © 2007, Barış İlhan |